Anadolu’da takı kullanımı, insanoÄŸlu’nun avcılık ve toplayıcılık yaÅŸamından yerleÅŸik düzene geçtikleri Neolitik ÇaÄŸ’a kadar inmektedir (Meriçboyu, 2000, s.16).
İlk Neolitik topluluklar DoÄŸu Karadeniz, Kuzey Suriye, Kuzey Mezopotamya, Güney DoÄŸu Anadolu ve doÄŸu Anadolu’nun güney kesimlerinde geliÅŸip yayılmıştır.
Anadolu’nun Neolitik Çağı’nın seramik öncesi dönemini temsil eden Malatya Caferhöyük, Diyarbakır Çayönü ve Åžanlıurfa Göbeklitepe ile Mezraa-Teleilat Höyük’te yapılan arkeolojik araÅŸtırmalar; M.Ö. 7 binde, ilk evrelerde çiftçilik ve hayvancılığın temel geçim kaynağı olduÄŸu yerleÅŸik bir yaÅŸam düzenini ve geliÅŸmiÅŸ bir taÅŸ ve kemik alet yapım teknolojisini göstermektedir (Türe, 2002, s.17).
Bu bölgelerde yapılan kazılarda, hayvan kabuğu, doğal cam, taş ve malakitten yapılmış süs eşyaları bulunmuştur (Bingöl, 1999, s.13).
Orta Anadolu’daki kazılarda ölülerin boyun ve kollarındaki takılar Neolitik devirde süslenmenin toplumsal önemini belgelemektedir. Takılar arasında doÄŸal bakırdan tavlanarak dövülmüş boncuklar yer almaktadır (Türe, 2002, s.18).
Çatalhöyük’te takı ve süslemeyle ilgili en güzel buluntular yine mezarlardan elde edilmiÅŸtir. Evdeki sekilerin altına gömülen kadınların mezarlarından, tahtadan oyulmuÅŸ makyaj takımı kutuları; aynalar, deniz kabukları içine doldurulmuÅŸ renkli metal oksitler bunları yaÄŸlarla karıştırıp makyaj boyası yapmak için kullanılan kemik spatüller, yine kemikten yapılmış sürme çubukları ve pek çok takı çıkarılmıştır. Bu buluntular Neolitik Dönemde makyaj ve takının kadın yaÅŸamının vazgeçilmez bir parçası olduÄŸunu belgelemektedir (Türe, 2002, s.19).
Kalkolitik ÇaÄŸ’da takılar büyük ölçüde Neolitik ÇaÄŸ’ın devamı niteliÄŸindedir. Can Hasan Höyüğünden çıkan Akik boncuklar, kalsedon takı parçaları önemli buluntulardır.
Silisli sert taşların delinmesi günümüzde bile ancak gelişmiş teknoloji ile mümkün olmaktadır. Ancak Kalkolitik Çağda büyük bir sabır ve beceri ile gerçekleşmiştir.
Kalkolitik dönem madenciliğin gelişimi açısından önemli bir dönem olmuştur. Bakırdan sonra altın ve gümüşü bulup eritmek işleme bu dönemde gerçekleşmiştir. Kuyumculuğun ilk adımları Kalkolitik Çağda atılmıştır (Türe, 2002,
s.27).
M.Ö. 3. binin ilk yarısında çeşitli kalıp ve döküm yöntemleri, güverse, granülasyon, filigre, kakmacılık, kalem işleri ve benzeri kuyumculuk tekniklerinin yanı sıra süs taşı işlemeciliği, fayans, frit ve camdan boncuk yapımı da gelişmiştir.
Erken Bronz Çağında Anadolu’da büyük bir uygarlık kuran Hitit uygarlığından günümüze sayısız takı ve aksesuar kalmıştır. Bunlar; deri üzerine dikilmiÅŸ altın parçalardan oluÅŸmuÅŸ kemerler, saç örgülerine takılan spiral ÅŸekilli altın halkalar, altın kulak tıkaçları gibi birçok ilginç buluntulardır. Ayrıca gümüş ve altından yapılmış üzeri yivli borular ÅŸeklindeki âlem sapı kaplamalar, altın ve gümüşle bezenmiÅŸ silahlar, ahÅŸap eÅŸyalar üzerine kakma yapılmış olan küçük gümüş süsler, altın, gümüş, bronz ve bronz üzerine altın kaplama pek çok iÄŸne Hitit uygarlığından günümüze taşınmıştır (Türe, 2002, s.37).
Alacahöyük takılarında kuvars, akik ve hematit gibi Anadolu’nun yerli süs taÅŸları sıkça kullanılmıştır.
Hitit uygarlığının yıkılışından sonra güney ve DoÄŸu Anadolu’ya göç eden topluluklar buralarda küçük krallıklar oluÅŸturmuÅŸlardır.
Geç Hitit krallıkları M.Ö. 7. yüzyıl baÅŸlarında Asurlular tarafından Ortadan kaldırılıncaya kadar DoÄŸu ve GüneydoÄŸu Anadolu’da varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Geç Hitit modasında kulaklara çok sayıda takılan küpeler dikkat çekmektedir. Ayrıca buruna takılan hızmalar ve ayak bileklerine takılan halhallar bu bölgede kullanılmıştır. Altın kemer, fibularalar, bilezik ve kolyeler bu dönemde de kullanılmıştır (Türe, 2002, s.62).
Van, Çıldır, Urimiye ve Gökçe göllerini içine alan bölgede yaşayan halklar M.Ö. 1000 yılının ilk yarısında birleşerek Urartu krallığını kurmuşlardır (Türe, 2002,
s.63).
Urartulara ait duvar resimleri ve heykeltıraşlık eserlerindeki tasvirlerde hem kadınların hem erkeklerin küpe taktıkları, pazı ve ön kol bilezikleri kullandıkları görülmektedir. Erkekler, geniş ve bronz bantlardan yapılmış bel ve omuz kemerleri taşımaktadır.
Urartu altın takıları detaylı ve özenli işçilikleri ile törensel bir görünüşe sahiptir. Çoğunluğu oluşturan gümüş ve bronz takılar, günlük hayata yöneliktir ve genellikle döküm tekniği ile seri üretim tarzında yapılmışlardır. Halk mezarlarından çok miktarda takı çıkarılmıştır (Türe, 2002, s.68).
Frig’ler M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında Orta Anadolu’nun yüksek yaylası ile Kızılırmak ve Tuz Gölü arasında güçlü bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmışlardır.
Frigler, altını da kullandıkları maden sanatında oldukça ileriye gitmişlerdir. Frig sanatının dönemin modasına gerçek katkısı özgün bir aksesuar formu olan fibulalardır. Gövdesi yay şeklinde olan fibulaların uçları küremsi süsler, yiv bantlar ya da dikdörtgen parçalar üzerindeki kabartma motiflerle süslüdür (Türe, 2002, s.79).
Lidya Uygarlığı Batı Anadolu’da, Bakırçay, Gediz ve Küçük Menderes ırmaklarının havzasında M.Ö. 1200’lerde kurulmuÅŸtur. Lidya antik çaÄŸda doÄŸu ve batıdan gelen önemli ticaret yollarının kesiÅŸtiÄŸi noktada yer alması ve tarım ve doÄŸal kaynakların bolluÄŸu nedeniyle zengin bir devlet olmuÅŸtur.
Lidyalılar süs taşları konusunda iyi bir jeoloji bilgisine sahiplerdi. Ateş Opali, Sardoniks, Kalsedon gibi değerli ve yarı değerli süs taşlarını mücevherlerinde bolca kullanmışlardır.
İyonya’lılar M.Ö. 750-700 yılları arasında Batı Anadolu’da (İzmir ve yakın çevresi) kurulmuÅŸtur. M.Ö. 650-600 tarihleri arasında İyonyalılar, Miletos kenti önderliÄŸinde; Mısır, DoÄŸu Akdeniz ve Karadeniz’de koloniler kurarak DoÄŸu ile ticari ve kültürel iliÅŸkilerini artırdılar.
Ticaretle zenginleÅŸen İyon kentleri Mısır, Finike, Geç Hitit, Urartu kökenli doÄŸu sanat ürünlerinin yanı sıra Yunanistan ve İtalya’dan da birçok, lüks eÅŸya ithal ettiler.
Değerli taş ve metallerden yapılan İyon takıları Yunan plastik sanatlarının bir kolunu oluşturur. Mücevherlerde altın genellikle saf ya da safa yakın ayarlarda kullanılıp üzerinde zengin işçilik uygulanmıştır. Takılarda repousse, fligre, granülasyon gibi birçok kuyumculuk tekniği kullanılmıştır
Anadolu’da takı kullanımı, insanoÄŸlu’nun avcılık ve toplayıcılık yaÅŸamından yerleÅŸik düzene geçtikleri Neolitik ÇaÄŸ’a kadar inmektedir (Meriçboyu, 2000, s.16).
İlk Neolitik topluluklar DoÄŸu Karadeniz, Kuzey Suriye, Kuzey Mezopotamya, Güney DoÄŸu Anadolu ve doÄŸu Anadolu’nun güney kesimlerinde geliÅŸip yayılmıştır.
Anadolu’nun Neolitik Çağı’nın seramik öncesi dönemini temsil eden Malatya Caferhöyük, Diyarbakır Çayönü ve Åžanlıurfa Göbeklitepe ile Mezraa-Teleilat Höyük’te yapılan arkeolojik araÅŸtırmalar; M.Ö. 7 binde, ilk evrelerde çiftçilik ve hayvancılığın temel geçim kaynağı olduÄŸu yerleÅŸik bir yaÅŸam düzenini ve geliÅŸmiÅŸ bir taÅŸ ve kemik alet yapım teknolojisini göstermektedir (Türe, 2002, s.17).
Bu bölgelerde yapılan kazılarda, hayvan kabuğu, doğal cam, taş ve malakitten yapılmış süs eşyaları bulunmuştur (Bingöl, 1999, s.13).
Orta Anadolu’daki kazılarda ölülerin boyun ve kollarındaki takılar Neolitik devirde süslenmenin toplumsal önemini belgelemektedir. Takılar arasında doÄŸal bakırdan tavlanarak dövülmüş boncuklar yer almaktadır (Türe, 2002, s.18).
Çatalhöyük’te takı ve süslemeyle ilgili en güzel buluntular yine mezarlardan elde edilmiÅŸtir. Evdeki sekilerin altına gömülen kadınların mezarlarından, tahtadan oyulmuÅŸ makyaj takımı kutuları; aynalar, deniz kabukları içine doldurulmuÅŸ renkli metal oksitler bunları yaÄŸlarla karıştırıp makyaj boyası yapmak için kullanılan kemik spatüller, yine kemikten yapılmış sürme çubukları ve pek çok takı çıkarılmıştır. Bu buluntular Neolitik Dönemde makyaj ve takının kadın yaÅŸamının vazgeçilmez bir parçası olduÄŸunu belgelemektedir (Türe, 2002, s.19).
Kalkolitik ÇaÄŸ’da takılar büyük ölçüde Neolitik ÇaÄŸ’ın devamı niteliÄŸindedir. Can Hasan Höyüğünden çıkan Akik boncuklar, kalsedon takı parçaları önemli buluntulardır.
Silisli sert taşların delinmesi günümüzde bile ancak gelişmiş teknoloji ile mümkün olmaktadır. Ancak Kalkolitik Çağda büyük bir sabır ve beceri ile gerçekleşmiştir.
Kalkolitik dönem madenciliğin gelişimi açısından önemli bir dönem olmuştur. Bakırdan sonra altın ve gümüşü bulup eritmek işleme bu dönemde gerçekleşmiştir. Kuyumculuğun ilk adımları Kalkolitik Çağda atılmıştır (Türe, 2002,
s.27).
M.Ö. 3. binin ilk yarısında çeşitli kalıp ve döküm yöntemleri, güverse, granülasyon, filigre, kakmacılık, kalem işleri ve benzeri kuyumculuk tekniklerinin yanı sıra süs taşı işlemeciliği, fayans, frit ve camdan boncuk yapımı da gelişmiştir.
Erken Bronz Çağında Anadolu’da büyük bir uygarlık kuran Hitit uygarlığından günümüze sayısız takı ve aksesuar kalmıştır. Bunlar; deri üzerine dikilmiÅŸ altın parçalardan oluÅŸmuÅŸ kemerler, saç örgülerine takılan spiral ÅŸekilli altın halkalar, altın kulak tıkaçları gibi birçok ilginç buluntulardır. Ayrıca gümüş ve altından yapılmış üzeri yivli borular ÅŸeklindeki âlem sapı kaplamalar, altın ve gümüşle bezenmiÅŸ silahlar, ahÅŸap eÅŸyalar üzerine kakma yapılmış olan küçük gümüş süsler, altın, gümüş, bronz ve bronz üzerine altın kaplama pek çok iÄŸne Hitit uygarlığından günümüze taşınmıştır (Türe, 2002, s.37).
Alacahöyük takılarında kuvars, akik ve hematit gibi Anadolu’nun yerli süs taÅŸları sıkça kullanılmıştır.
Hitit uygarlığının yıkılışından sonra güney ve DoÄŸu Anadolu’ya göç eden topluluklar buralarda küçük krallıklar oluÅŸturmuÅŸlardır.
Geç Hitit krallıkları M.Ö. 7. yüzyıl baÅŸlarında Asurlular tarafından Ortadan kaldırılıncaya kadar DoÄŸu ve GüneydoÄŸu Anadolu’da varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Geç Hitit modasında kulaklara çok sayıda takılan küpeler dikkat çekmektedir. Ayrıca buruna takılan hızmalar ve ayak bileklerine takılan halhallar bu bölgede kullanılmıştır. Altın kemer, fibularalar, bilezik ve kolyeler bu dönemde de kullanılmıştır (Türe, 2002, s.62).
Van, Çıldır, Urimiye ve Gökçe göllerini içine alan bölgede yaşayan halklar M.Ö. 1000 yılının ilk yarısında birleşerek Urartu krallığını kurmuşlardır (Türe, 2002,
s.63).
Urartulara ait duvar resimleri ve heykeltıraşlık eserlerindeki tasvirlerde hem kadınların hem erkeklerin küpe taktıkları, pazı ve ön kol bilezikleri kullandıkları görülmektedir. Erkekler, geniş ve bronz bantlardan yapılmış bel ve omuz kemerleri taşımaktadır.
Urartu altın takıları detaylı ve özenli işçilikleri ile törensel bir görünüşe sahiptir. Çoğunluğu oluşturan gümüş ve bronz takılar, günlük hayata yöneliktir ve genellikle döküm tekniği ile seri üretim tarzında yapılmışlardır. Halk mezarlarından çok miktarda takı çıkarılmıştır (Türe, 2002, s.68).
Frig’ler M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında Orta Anadolu’nun yüksek yaylası ile Kızılırmak ve Tuz Gölü arasında güçlü bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmışlardır.
Frigler, altını da kullandıkları maden sanatında oldukça ileriye gitmişlerdir. Frig sanatının dönemin modasına gerçek katkısı özgün bir aksesuar formu olan fibulalardır. Gövdesi yay şeklinde olan fibulaların uçları küremsi süsler, yiv bantlar ya da dikdörtgen parçalar üzerindeki kabartma motiflerle süslüdür (Türe, 2002, s.79).
Lidya Uygarlığı Batı Anadolu’da, Bakırçay, Gediz ve Küçük Menderes ırmaklarının havzasında M.Ö. 1200’lerde kurulmuÅŸtur. Lidya antik çaÄŸda doÄŸu ve batıdan gelen önemli ticaret yollarının kesiÅŸtiÄŸi noktada yer alması ve tarım ve doÄŸal kaynakların bolluÄŸu nedeniyle zengin bir devlet olmuÅŸtur.
Lidyalılar süs taşları konusunda iyi bir jeoloji bilgisine sahiplerdi. Ateş Opali, Sardoniks, Kalsedon gibi değerli ve yarı değerli süs taşlarını mücevherlerinde bolca kullanmışlardır.
İyonya’lılar M.Ö. 750-700 yılları arasında Batı Anadolu’da (İzmir ve yakın çevresi) kurulmuÅŸtur. M.Ö. 650-600 tarihleri arasında İyonyalılar, Miletos kenti önderliÄŸinde; Mısır, DoÄŸu Akdeniz ve Karadeniz’de koloniler kurarak DoÄŸu ile ticari ve kültürel iliÅŸkilerini artırdılar.
Ticaretle zenginleÅŸen İyon kentleri Mısır, Finike, Geç Hitit, Urartu kökenli doÄŸu sanat ürünlerinin yanı sıra Yunanistan ve İtalya’dan da birçok, lüks eÅŸya ithal ettiler.
Değerli taş ve metallerden yapılan İyon takıları Yunan plastik sanatlarının bir kolunu oluşturur. Mücevherlerde altın genellikle saf ya da safa yakın ayarlarda kullanılıp üzerinde zengin işçilik uygulanmıştır. Takılarda repousse, fligre, granülasyon gibi birçok kuyumculuk tekniği kullanılmıştır