OTANT�K TA�

Yunanlılar’dan Osmanlılar’a Cevâhirnâme Tarihine Kısa Bir Bakış

V MAKALELER
Şifa Taşları
Fiyatı      :      TL
Ürünün Özellikleri

Yunanlılar’dan Osmanlılar’a Cevâhirnâme Tarihine Kısa Bir Bakış

Yunan Dönemi

Jeoloji ve mineralojiye ilişkin ilk bilgiler, asırlar boyunca Mısır’daki, Yunanistan’daki ve başka ülkelerdeki maden ocaklarında yapılan kazılar sırasında toplanmıştır.

Ancak jeolojik sorunların, ilk defa Aristoteles’in Meteorológica (Meteoroloji) adlı yapıtında tartışıldığı görülmektedir. Bu da oldukça doğaldır; çünkü Eskiçağ ve Ortaçağ’da, meteoroloji ve jeoloji, birbirinin içine girmiş ve meteorolojik olgular, Yerüstü Rüzgârları ile açıklanırken, jeolojik -ve dolayısıyla mineralojik- olgular, Yeraltı Rüzgârları ile açıklanmıştır.

Aristoteles’e göre, sürtme ve çarpma sonucunda ısınmış olan Yeraltı Rüzgârları, toprak ve su gibi temel unsurları etkileyerek madenlerin, yani metallerin ve taşların oluşumu sağlamıştır3.

Plinus (M.S. 23-79), Naturalis Historia (Doğa Tarihi, M.S.77) adlı tanınmış yapıtının değerli taşlara ve metallere ilişkin olan
2. Bu kelimenin Yunanca karşılığı ise “Lithos”tur; bkz., H.G. Liddell ve R. Scott./i Greek-English Lexicón, Oxford 1937, s.1048-1049.
3. George Sarton, A History of Science, Ancient Science Through the Golden Age of Greece, Londra 1953, s.558-559.

XXVII. Kitab’ında, bu alanda otorite olan yirmi Yunanlı yazarın adını anar. Ancak bu yazarlar arasında, bilim tarihi açısından en önemli olanı, hiç kuşkusuz ki De Lapidibus (Taşlar Üzerine) adlı küçük bir incelemenin sahibi olan Theophras-tos’tur.

Aristoteles’in en ünlü öğrencisi olan Theophrastos, yaklaşık olarak M.Ö. 372 yılında Lesbos Adası’ndaki Eresos’ta doğmuştur. Atina’da öğrenim görmüş ve önce Platon’un (Yaklaşık M.Ö. 428/ 427-348/347) ve sonra hem üstadı ve hem de dostu olan Aristoteles’in (M.Ö. 384-322) mektebinde bulunmuştur. Aristoteles, Atina’dan ayrıldığında (M.Ö. 323), onun yerine geçmiş ve Aristoteles-çi Mekteb’in önderi konumuna yükselmiştir. Yaklaşık M.Ö. 287 yılındaki ölümüne değin bu mektebin sözcülüğünü yapmış ve Diogenes Laertius’un (3. yüzyıl) Peri Bion Dogmaton Kai Apophthegma-torı Ton En Philosophia Eudokimesanton (Meşhur Filozofların Yaşamları, Öğretileri ve Deyişleri Üzerine) adlı Yunan felsefesi tarihinde bildirdiğine göre, seksen beş yaşında vefât etmiştir. .

Theophrastos’un bilim tarihi açısından en önemli iki yapıtı bitkilerle ilgilidir ve bunlardan biri Peri Phyton Historia (Bitkilerin Tarihi Üzerine) ve diğeri ise Peri Phyton Aition (Bitkilerin Nedenleri Üzerine) adlarını taşır. Bu yapıtlar, ardılları olan bitki-bilimci-ler tarafından, Theophrastos’un, bütün dönemlerin en büyük botanikçilerinden birisi ve botanik biliminin kurucusu olarak değerlendirilmesine yol açmıştır.

En iyi tanınan ve en çok kullanılan yapıtı ise, 30 çeşit karakteri betimlediği Kharakteres Ethikoi’dir (Halkların Karakterleri). Bilindiği üzere bu yapıt, sonraki dönemlerde oldukça etkili olmuş ve 17. yüzyıl Fransız düşünürlerinden ve eleştirmenlerinden Jean de La Bruyère (1645-1696), Les Caractères de Théophraste traduits du grec avec les caractères ou les moeurs de ce siècle (Theophrastos’un Yunanca’dan Çevrilmiş Karakterler’iyle Birlikte Bu Yüzyılın Karakterleri veya Gelenekleri, 1688) adlı tanınmış yapıtında,

Kharakteres EthikoVnin çevirisine bazı ekler yapma gereksinimi duymuştur4.

Physikon Doksai (Fizikçilerin Kanıları) adlı başka bir yapıtında ise, Theophrastos, Yunan filozoflarının düşüncelerini ayrıntılı bir biçimde betimlemiş ve tanıtmıştır.

Bunların dışında, döneminin diğer düşünürleri ve bilginleri gibi, Theophrastos da çeşitli alanlarda çok sayıda kitap yazmıştır. Birincil Önermeler, Doğa Felsefesindeki Sorunlar, Astronomi Tarihi, Aşk, Meteoroloji, Sara, Hayvanlar, Hareket, Yasalar, Kokular, Şarap ve Yağ, Atasözleri, Su, Ateş, Geometri Tarihi5, Uyku ve Rüyâ-lar, Erdem, Buluşlar, Müzik, Şiir, Tanrısal Varlıkların Tarihi, Siyâset ve Gök, Diogenes Laertius tarafından kendisine atfedilen 220 yapıttan sadece birkaçıdır6.

Aslında Aristoteles’in ve Theophrastos’un düşünsel ürünleri, öylesine çeşitli ve öylesine çoktur ki bunların öğrencileri tarafından yazılmış olan birçok yapıt, kuşkusuz ki bu iki yazara mâl edilmiştir; ancak üslup ve fikir benzerlikleri yüzünden böyle çalışmaların Aristotelesçi Mekteb’in yapıtları arasında sayılması ve üstadlarla ilişkilendirilmesi normaldir.

Bilim tarihçileri tarafından madenî cevherleri konu edinen ilk inceleme olarak nitelendirilen De Lapidibus adlı araştırma da, ba-zan bu kategoriye yerleştirilmiştir; çünkü üslûp açısından incelendiğinde görülmektedir ki tamamlanmış bir bilimsel yapıttan çok, öğrenciler tarafından tutulmuş ders notlarına dayanan bir derlemeye benzemektedir. Paragraflar oldukça kısadır ve ayrıntılı bir biçimde verilmiş olan bilgilerin hatırlanması maksadıyla yazılmış müsveddelerden ibâretmiş gibi görünmektedir7.
4. Bu yapıt Türkçe’ye de çevrilmiştir; bkz., Theophrastos, Karakterler, Yunanca Aslından Çeviren: Candan Şentuna, Ankara 1998.
5. Astronomi Tarihi ve Geometri Tarihi adlı yapıtları, Theophrastos un bilim tarihi ile de ilgilendiğini kanıtlamaktadır.
6. Theophrastos, On Stones, İngilizce Yayımı Hazırlayanlar: Earle R. Caley ve John F.C. Richards, Ohio 1956, s.3-4.
7. Theophrastos, s.4. Bilim tarihçilerinden Sarton, taşlara ilişkin ilk bilimsel eserin Theophrastos tarafından yazıldığını belirtmekte ve kısaca şu bilgileri vermektedir: De

heophrastos, De Lapidibus’da, üstâdı Aristoteles’in yolundan giderek, taşlar ve metaller gibi birbirlerinden tamamen farklı olan iki tür madenî cevherin, Cansız Doğa içindeki oluşumlarını açıklamaya çalışır. Taşların toprak kökenli (Arzî) ve metallerin ise su kökenli (Abî) olduğunu düşünür. Taşlar arasında Cansız Dünya’nın harikaları olan değerli taşlara, yani cevherlere özel bir önem atfeder. Yapıtının büyükçe bir kısmı, yaklaşık dörtte biri bunlarla ilgilidir ve sonraki araştırmacılar daha çok bu kısımdan yararlanmıştır. Cevherleri betimlerken, genellikle ağırlık, renk, saydamlık, parlaklık, kırılganlık, eriyebilirlik ve sertlik gibi fiziksel özellikleri kullanmıştır. Ayrıca, bazı cevherlerin bulunabileceği yerleri ve satılabilecekleri fiyatları göstermiştir. Yapmış olduğu betimlemeler, birçok taşın tanınması için yeterlidir; bunlar arasında kaymak taşı, ametist, amber, zümrüt, lâ‘l, lâciverd, yeşim, akik, billûr, bakır taşı, mıknatıs ve hematit gibi taşlar da bulunmaktadır; ancak diğer birçok taşın ne oldukları bilinmemektedir; meselâ “Adamas” adlı bir taşın nitelikleri sıralanırken, ateşten etkilenmediği söylenmektedir; buna göre adamas, elmas olabilir; ancak yine de, bu hususta kesin bir şey şey söylemek mümkün görünmemektedir.

Theophrastos’un bilgi birikimi, Dünya’nm dörtte birlik kısmından, yani Akdeniz’i çevreleyen Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarından gelmiştir ve çoğu, çok eski dönemlerde, muhtemelen Babilliler ve Mısırlılar ve hatta tarih-öncesi kavimler tarafından üretilmiştir. Bu nedenle bazı akıl-dışı veya bilim-dışı anlatımlarla karşılaşmak olasıdır ve bu anlatımlar, genellikle taşların büyüleyici ve iyileştirici özelliklerinin sıralandığı yerlerde, gerçekle olan ilintilerini iyiden iyiye kaybederler. Ancak bir bütün olarak yapıt, dikkati çekecek ölçüde aklî ve İlmîdir. Ulaşmış olduğu sonuçlardan bazıları doğrudur. Meselâ Theophrastos, incilerin istiridyeler tarafından salgılandığını ve mercanların denizde yetiştiklerini bilmektedir.

İslâm Dönemi

Ortaçağ İslâm Dünyası’nda “Mevâlîd-i Selâse” (Üç Çocuk) olarak adlandırılan, Madenler Âlemi, Bitkiler Âlemi ve Hayvanlar Âlemi, sırasıyla mineraloji (maden-bilim), botanik (bitki-bilim) ve zooloji (hayvan-bilim) bilimleri tarafından incelenmiş olmasına karşın, bu bilimleri ve bu arada mineralojiyi, müstakil bir alan olarak düşünmek oldukça güçtür; çünkü meselâ mineraloji alanına sokulabilecek bilimsel yapıtların, mineralojinin dışında (veya bununla bağlantılı olarak), simya (veya kimya), metalürji, jeoloji, tıp ve sihir gibi en az beş alanla daha yakın bir ilişkisi bulunmaktadır.

Müslümanlar, 8. yüzyıldan başlayarak, taşlar ve metaller konusunda kendilerinden önce yazılmış olan bilimsel yapıtları lisanlarına çevirmişler ve kullanmışlardır. Yunan, İran ve Hint uygarlıklarıyla bağlantı kurdukları bu dönemde, özellikle Sokatos, Xeuskra-tes, Bolos Demokritos, Trallesli Alexandrios, Dioscorides, Galenos ve Tyanalı Apollonios gibi Yunanlı yazarlardan büyük ölçüde yararlanmışlardır.

Fakat Müslüman doğa-bilginleri tarafından yazılan cevâhirnâ-melerin biçimini ve içeriğini belirleyen en önemli ve en etkili iki çalışmadan birisi 9. yüzyılın başlarında ortaya çıkan Kitâb el-Ahcâr (Taşlar) ve diğeri ise Kitâb Sırr el-Esrâf dır (Gizlerin Gizi)14; her iki yapıt da, Eskiçağ’ın son dönemlerinde etkili olmaya başlayan

Acemce, Süryânîce ve Yunanca kaynaklardan yapılmış birer derleme görünümündedirler ve dönemlerindeki Aristoteles Mektebi’nin mineraloji konusunda yapmış olduğu araştırmaların küçük bir kısmını içerirler; esâsen metallerin ve taşların büyüsel özellikleri ile ilgilidirler15.

9. yüzyılda yaşamış Mu‘tezile mütekellimlerinden meşhur Ebû ‘Osmân el-Câhiz (Doğumu 767-777 yılları arası-Ölümü 869),Kitâb el-Tebassur bi’l-Ticâre (Ticâret Üzerine Düşünceler) adlı yapıtında, ziynet eşyası, mücevherler ve ıtriyât gibi değerli ticârî malların, yapımı ve alım-satımı konularını incelemiştir16.

Bu yüzyılın önde gelen düşünürlerinden ve bilginlerinden olan ve Araplar arasında “Feylesofü’l-‘Arab” (Arap Filozofu) lâkabıyla tanınan Ebû Yûsuf Ya‘kûb ibn İshâk el-Kindî’nin (801-873), değerli taşlarla ilgili iki eseri mevcuttur ve bunlardan birisi Risâle fi En-vâ‘ el-Cevâhir el-Semîne ve Gayrihâ (Değerli ve Değersiz Taşların Türleri Hakkında Risâle) ve diğeri ise Risâle fi Envâ‘ el-Hicâre ve el-Cevâhir (Taşların ve Değerli Taşların Türleri Hakkında Risale) başlığını taşımaktadır.

Ayrıca el-Kindî, metalürji ve kılıç yapma sanatı üzerine önemli bir risale daha yazmıştır ki Risâle fi Envâ‘ el-Suyûf el-Hadîd (Demir Kılıçların Çeşitleri Üzerine) adlı bu eser, konusunda yazılmış ilk Arapça eserdir.

Daha sonraki dönemlerde, bu çalışmaları, Nasr ibn Ya‘kûb el-Dîneverî’nin, Ebû Bekr Muhammed ibn Zekeriyyâ el-Râzî’nin, îh-vânü’s-Safâ’nın ve Muhammed ibn Ahmed el-Temîmî’nin çalışmaları izlemiştir.

10. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve İhvânü’s-Safâ’ adıyla tanınan Îsmâ‘îlî eğilimli dinî-felsefı birliğin üyeleri de bu konuyla ilgilenmişlerdir. Eskiçağ’da ve Ortaçağ’da yaşayan düşü

nürlerin ve bilginlerin ürettikleri bilgi birikimini derlemek ve kendilerine özgü İslâm anlayışları çerçevesinde yeniden yorumlamak isteyen İhvânü’s-Safâ’ üyeleri, 52 risâleden oluşan el-Resâ’il (Risâ-leler) adlı büyük bir yapıt derlemiş ve bu yapıtın risâlelerinden birini madenlere ayırmıştır17.

Nasr ibn Ya‘kûb el-Dîneverî’nin (Ölümü 1020l),Hukka el-Cevâhir fi el-Mefâhir (Övünülecek Cevherler Kutusu) adlı bir eseri mevcuttur18 ve muhtemelen değerli taşlarla ilgilidir.

El-Temîmî’nin Kitâb el-Mürşid’i, metaller ve taşlar konusunda yazılmış büyük bir eserdir ve sonraki doğa-bilginleri tarafından bolca kullanılmıştır.

Bilindiği üzere, büyük düşünürlerden ve hekimlerden Ebû Bekr Muhammed ibn Zekeriyyâ el-Râzî (864-930), simya ile ilgili çalışmalarını Sırr el-Esrâr (Secretum Secretorum) adlı yapıtında toplamış ve burada cevherleri, madenî, nebâtî ve hayvânî olmak üzere üçe ayırdıktan sonra, madenî cevherleri altı sınıfa bölmüştür:

(1) Ruhlar

(2) Cesedler

(3) Taşlar

(4) Zaçlar

(5) Borakslar

(6) Tuzlar

Ona göre, civa, nişadır ve kükürt gibi cevherler, birer ruh, altın, gümüş ve bakır gibi cevherler birer cesed ve nihâyet, elmas, yakut ve fırûze gibi cevherler ise birer taştır ve bunlardan herbiri farklı bir fiziksel sürecin sonunda oluşmuştur19.

Değerli ve değersiz taşlara ilişkin en seçkin yapıtlar ise, el-Bîrûnî ile İbn Sînâ’nın kaleminden çıkmıştır.

George Sarton tarafından bütün dönemlerin en büyük bilginlerinden birisi olarak nitelendirilen20 Ebû el-Reyhân Muhammed ibn Ahmed el-Bîrûnî de (973-1061?) bu konuyla ilgilenmiş ve Kitâb el-Cemâhir fi Ma’rife el-Cevâhir (Cevherlerin Bilgisi Hakkında Bilginlerin Kitabı) adını taşıyan yapıtında, metallerin ve taşların ayrıntılı betimlemelerini ve özgül ağırlıklarını vermiştir21.

Ortaçağ İslâm Dünyası’nda mineraloji hakkında yazılmış en iyi yapıt olarak görülen ve 1043 yılında Gazneli hükümdân Sultân Mevdûd’a sunulan bu yapıt, iki bölümden oluşmuştur.

Birinci Bölüm, bir fasıl ile on beş “tervîh”e (dinlendirme) ayrılmış ve burada dengeli bir siyasî ve iktisâdî hayat için sağlıklı bir mübâdele sisteminin şart olduğuna temâs edilmiştir. El-Bîrûnî’ye göre, böyle bir sistemin düzenli bir biçimde işleyişine mani olan iki sebep mevcuttur ve bunlardan birisi kalpazanlık, diğeri ise insanlardaki biriktirme hırsıdır. Bunlar devlet tarafından önlenmedikçe, mâliyeyi düzetmek mümkün değildir.

İkinci Bölüm ise bir fasıl ile iki makâleye ayrılmış ve öncelikle bu yapıtın yazılması sırasında yararlanılan kitaplar tanıtılmıştır. Bunlar arasında, el-Kindî’nin günümüze ulaşmayan Risale fi Envâ‘ el-Cevâhir ve el-Eşbâh22, Nasr ibn Ya‘kûb el-Dîneverî’nin Hukka el-Cevâhir fi el-Mefâhir ve ayrıca yanlış olarak Aristoteles’e nisbet edilen Kitâb el-Ahcâr23 da bulunmaktadır. Sonra Birinci Makale’de taşlar ve İkinci Makale’de ise metaller ayrıntılı bir biçimde tanıtılmış ve bunlardan bazılarının özgül ağırlıkları belirlenmiştir24.

Madenlerin oluşumu açıklanırken, geleneksel Kükürt-Civa Kuramı kullanılmıştır; ancak simyagerler eleştirilmiş ve bakır ve gümüş gibi metallerin bir takım simyevî işlemlerle altına dönüştürülmesinin olanaksız olduğu belirtilmiştir.
20. George Sarton, hıtroduction to the History of Science, Cilt 1, Baltimore 1927, s.707. El-Bîrûnî’ye ilişkin mükemmel bir tanıtım için bkz., Günay Tümer, “Bîrûnî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 6, İstanbul 1992, s.206-215.
21. Nasr, 1968, s.112.
22. Bu eserin, yukarıda adları verilen iki eserden biriyle bağlantısı olabilir.
23. El-Bîrûnî, bu eserin Aristoteles’e âit olamayacağını söylemektedir.
24. El-Bîrûnî’nin bu yapıtına ilişkin olarak bkz., Günay Tümer, “el-Cemâhir”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 7, İstanbul 1993, s.295-296.

Cevahirname

Cevahirname

Yunanlılar’dan Osmanlılar’a Cevâhirnâme Tarihine Kısa Bir Bakış

V MAKALELER
Şifa Taşları
Fiyatı      :      TL
Ürünün Özellikleri
Ürün Açıklaması Video Tanıtım Yorumlar

Yunanlılar’dan Osmanlılar’a Cevâhirnâme Tarihine Kısa Bir Bakış

Yunan Dönemi

Jeoloji ve mineralojiye ilişkin ilk bilgiler, asırlar boyunca Mısır’daki, Yunanistan’daki ve başka ülkelerdeki maden ocaklarında yapılan kazılar sırasında toplanmıştır.

Ancak jeolojik sorunların, ilk defa Aristoteles’in Meteorológica (Meteoroloji) adlı yapıtında tartışıldığı görülmektedir. Bu da oldukça doğaldır; çünkü Eskiçağ ve Ortaçağ’da, meteoroloji ve jeoloji, birbirinin içine girmiş ve meteorolojik olgular, Yerüstü Rüzgârları ile açıklanırken, jeolojik -ve dolayısıyla mineralojik- olgular, Yeraltı Rüzgârları ile açıklanmıştır.

Aristoteles’e göre, sürtme ve çarpma sonucunda ısınmış olan Yeraltı Rüzgârları, toprak ve su gibi temel unsurları etkileyerek madenlerin, yani metallerin ve taşların oluşumu sağlamıştır3.

Plinus (M.S. 23-79), Naturalis Historia (Doğa Tarihi, M.S.77) adlı tanınmış yapıtının değerli taşlara ve metallere ilişkin olan
2. Bu kelimenin Yunanca karşılığı ise “Lithos”tur; bkz., H.G. Liddell ve R. Scott./i Greek-English Lexicón, Oxford 1937, s.1048-1049.
3. George Sarton, A History of Science, Ancient Science Through the Golden Age of Greece, Londra 1953, s.558-559.

XXVII. Kitab’ında, bu alanda otorite olan yirmi Yunanlı yazarın adını anar. Ancak bu yazarlar arasında, bilim tarihi açısından en önemli olanı, hiç kuşkusuz ki De Lapidibus (Taşlar Üzerine) adlı küçük bir incelemenin sahibi olan Theophras-tos’tur.

Aristoteles’in en ünlü öğrencisi olan Theophrastos, yaklaşık olarak M.Ö. 372 yılında Lesbos Adası’ndaki Eresos’ta doğmuştur. Atina’da öğrenim görmüş ve önce Platon’un (Yaklaşık M.Ö. 428/ 427-348/347) ve sonra hem üstadı ve hem de dostu olan Aristoteles’in (M.Ö. 384-322) mektebinde bulunmuştur. Aristoteles, Atina’dan ayrıldığında (M.Ö. 323), onun yerine geçmiş ve Aristoteles-çi Mekteb’in önderi konumuna yükselmiştir. Yaklaşık M.Ö. 287 yılındaki ölümüne değin bu mektebin sözcülüğünü yapmış ve Diogenes Laertius’un (3. yüzyıl) Peri Bion Dogmaton Kai Apophthegma-torı Ton En Philosophia Eudokimesanton (Meşhur Filozofların Yaşamları, Öğretileri ve Deyişleri Üzerine) adlı Yunan felsefesi tarihinde bildirdiğine göre, seksen beş yaşında vefât etmiştir. .

Theophrastos’un bilim tarihi açısından en önemli iki yapıtı bitkilerle ilgilidir ve bunlardan biri Peri Phyton Historia (Bitkilerin Tarihi Üzerine) ve diğeri ise Peri Phyton Aition (Bitkilerin Nedenleri Üzerine) adlarını taşır. Bu yapıtlar, ardılları olan bitki-bilimci-ler tarafından, Theophrastos’un, bütün dönemlerin en büyük botanikçilerinden birisi ve botanik biliminin kurucusu olarak değerlendirilmesine yol açmıştır.

En iyi tanınan ve en çok kullanılan yapıtı ise, 30 çeşit karakteri betimlediği Kharakteres Ethikoi’dir (Halkların Karakterleri). Bilindiği üzere bu yapıt, sonraki dönemlerde oldukça etkili olmuş ve 17. yüzyıl Fransız düşünürlerinden ve eleştirmenlerinden Jean de La Bruyère (1645-1696), Les Caractères de Théophraste traduits du grec avec les caractères ou les moeurs de ce siècle (Theophrastos’un Yunanca’dan Çevrilmiş Karakterler’iyle Birlikte Bu Yüzyılın Karakterleri veya Gelenekleri, 1688) adlı tanınmış yapıtında,

Kharakteres EthikoVnin çevirisine bazı ekler yapma gereksinimi duymuştur4.

Physikon Doksai (Fizikçilerin Kanıları) adlı başka bir yapıtında ise, Theophrastos, Yunan filozoflarının düşüncelerini ayrıntılı bir biçimde betimlemiş ve tanıtmıştır.

Bunların dışında, döneminin diğer düşünürleri ve bilginleri gibi, Theophrastos da çeşitli alanlarda çok sayıda kitap yazmıştır. Birincil Önermeler, Doğa Felsefesindeki Sorunlar, Astronomi Tarihi, Aşk, Meteoroloji, Sara, Hayvanlar, Hareket, Yasalar, Kokular, Şarap ve Yağ, Atasözleri, Su, Ateş, Geometri Tarihi5, Uyku ve Rüyâ-lar, Erdem, Buluşlar, Müzik, Şiir, Tanrısal Varlıkların Tarihi, Siyâset ve Gök, Diogenes Laertius tarafından kendisine atfedilen 220 yapıttan sadece birkaçıdır6.

Aslında Aristoteles’in ve Theophrastos’un düşünsel ürünleri, öylesine çeşitli ve öylesine çoktur ki bunların öğrencileri tarafından yazılmış olan birçok yapıt, kuşkusuz ki bu iki yazara mâl edilmiştir; ancak üslup ve fikir benzerlikleri yüzünden böyle çalışmaların Aristotelesçi Mekteb’in yapıtları arasında sayılması ve üstadlarla ilişkilendirilmesi normaldir.

Bilim tarihçileri tarafından madenî cevherleri konu edinen ilk inceleme olarak nitelendirilen De Lapidibus adlı araştırma da, ba-zan bu kategoriye yerleştirilmiştir; çünkü üslûp açısından incelendiğinde görülmektedir ki tamamlanmış bir bilimsel yapıttan çok, öğrenciler tarafından tutulmuş ders notlarına dayanan bir derlemeye benzemektedir. Paragraflar oldukça kısadır ve ayrıntılı bir biçimde verilmiş olan bilgilerin hatırlanması maksadıyla yazılmış müsveddelerden ibâretmiş gibi görünmektedir7.
4. Bu yapıt Türkçe’ye de çevrilmiştir; bkz., Theophrastos, Karakterler, Yunanca Aslından Çeviren: Candan Şentuna, Ankara 1998.
5. Astronomi Tarihi ve Geometri Tarihi adlı yapıtları, Theophrastos un bilim tarihi ile de ilgilendiğini kanıtlamaktadır.
6. Theophrastos, On Stones, İngilizce Yayımı Hazırlayanlar: Earle R. Caley ve John F.C. Richards, Ohio 1956, s.3-4.
7. Theophrastos, s.4. Bilim tarihçilerinden Sarton, taşlara ilişkin ilk bilimsel eserin Theophrastos tarafından yazıldığını belirtmekte ve kısaca şu bilgileri vermektedir: De

heophrastos, De Lapidibus’da, üstâdı Aristoteles’in yolundan giderek, taşlar ve metaller gibi birbirlerinden tamamen farklı olan iki tür madenî cevherin, Cansız Doğa içindeki oluşumlarını açıklamaya çalışır. Taşların toprak kökenli (Arzî) ve metallerin ise su kökenli (Abî) olduğunu düşünür. Taşlar arasında Cansız Dünya’nın harikaları olan değerli taşlara, yani cevherlere özel bir önem atfeder. Yapıtının büyükçe bir kısmı, yaklaşık dörtte biri bunlarla ilgilidir ve sonraki araştırmacılar daha çok bu kısımdan yararlanmıştır. Cevherleri betimlerken, genellikle ağırlık, renk, saydamlık, parlaklık, kırılganlık, eriyebilirlik ve sertlik gibi fiziksel özellikleri kullanmıştır. Ayrıca, bazı cevherlerin bulunabileceği yerleri ve satılabilecekleri fiyatları göstermiştir. Yapmış olduğu betimlemeler, birçok taşın tanınması için yeterlidir; bunlar arasında kaymak taşı, ametist, amber, zümrüt, lâ‘l, lâciverd, yeşim, akik, billûr, bakır taşı, mıknatıs ve hematit gibi taşlar da bulunmaktadır; ancak diğer birçok taşın ne oldukları bilinmemektedir; meselâ “Adamas” adlı bir taşın nitelikleri sıralanırken, ateşten etkilenmediği söylenmektedir; buna göre adamas, elmas olabilir; ancak yine de, bu hususta kesin bir şey şey söylemek mümkün görünmemektedir.

Theophrastos’un bilgi birikimi, Dünya’nm dörtte birlik kısmından, yani Akdeniz’i çevreleyen Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarından gelmiştir ve çoğu, çok eski dönemlerde, muhtemelen Babilliler ve Mısırlılar ve hatta tarih-öncesi kavimler tarafından üretilmiştir. Bu nedenle bazı akıl-dışı veya bilim-dışı anlatımlarla karşılaşmak olasıdır ve bu anlatımlar, genellikle taşların büyüleyici ve iyileştirici özelliklerinin sıralandığı yerlerde, gerçekle olan ilintilerini iyiden iyiye kaybederler. Ancak bir bütün olarak yapıt, dikkati çekecek ölçüde aklî ve İlmîdir. Ulaşmış olduğu sonuçlardan bazıları doğrudur. Meselâ Theophrastos, incilerin istiridyeler tarafından salgılandığını ve mercanların denizde yetiştiklerini bilmektedir.

İslâm Dönemi

Ortaçağ İslâm Dünyası’nda “Mevâlîd-i Selâse” (Üç Çocuk) olarak adlandırılan, Madenler Âlemi, Bitkiler Âlemi ve Hayvanlar Âlemi, sırasıyla mineraloji (maden-bilim), botanik (bitki-bilim) ve zooloji (hayvan-bilim) bilimleri tarafından incelenmiş olmasına karşın, bu bilimleri ve bu arada mineralojiyi, müstakil bir alan olarak düşünmek oldukça güçtür; çünkü meselâ mineraloji alanına sokulabilecek bilimsel yapıtların, mineralojinin dışında (veya bununla bağlantılı olarak), simya (veya kimya), metalürji, jeoloji, tıp ve sihir gibi en az beş alanla daha yakın bir ilişkisi bulunmaktadır.

Müslümanlar, 8. yüzyıldan başlayarak, taşlar ve metaller konusunda kendilerinden önce yazılmış olan bilimsel yapıtları lisanlarına çevirmişler ve kullanmışlardır. Yunan, İran ve Hint uygarlıklarıyla bağlantı kurdukları bu dönemde, özellikle Sokatos, Xeuskra-tes, Bolos Demokritos, Trallesli Alexandrios, Dioscorides, Galenos ve Tyanalı Apollonios gibi Yunanlı yazarlardan büyük ölçüde yararlanmışlardır.

Fakat Müslüman doğa-bilginleri tarafından yazılan cevâhirnâ-melerin biçimini ve içeriğini belirleyen en önemli ve en etkili iki çalışmadan birisi 9. yüzyılın başlarında ortaya çıkan Kitâb el-Ahcâr (Taşlar) ve diğeri ise Kitâb Sırr el-Esrâf dır (Gizlerin Gizi)14; her iki yapıt da, Eskiçağ’ın son dönemlerinde etkili olmaya başlayan

Acemce, Süryânîce ve Yunanca kaynaklardan yapılmış birer derleme görünümündedirler ve dönemlerindeki Aristoteles Mektebi’nin mineraloji konusunda yapmış olduğu araştırmaların küçük bir kısmını içerirler; esâsen metallerin ve taşların büyüsel özellikleri ile ilgilidirler15.

9. yüzyılda yaşamış Mu‘tezile mütekellimlerinden meşhur Ebû ‘Osmân el-Câhiz (Doğumu 767-777 yılları arası-Ölümü 869),Kitâb el-Tebassur bi’l-Ticâre (Ticâret Üzerine Düşünceler) adlı yapıtında, ziynet eşyası, mücevherler ve ıtriyât gibi değerli ticârî malların, yapımı ve alım-satımı konularını incelemiştir16.

Bu yüzyılın önde gelen düşünürlerinden ve bilginlerinden olan ve Araplar arasında “Feylesofü’l-‘Arab” (Arap Filozofu) lâkabıyla tanınan Ebû Yûsuf Ya‘kûb ibn İshâk el-Kindî’nin (801-873), değerli taşlarla ilgili iki eseri mevcuttur ve bunlardan birisi Risâle fi En-vâ‘ el-Cevâhir el-Semîne ve Gayrihâ (Değerli ve Değersiz Taşların Türleri Hakkında Risâle) ve diğeri ise Risâle fi Envâ‘ el-Hicâre ve el-Cevâhir (Taşların ve Değerli Taşların Türleri Hakkında Risale) başlığını taşımaktadır.

Ayrıca el-Kindî, metalürji ve kılıç yapma sanatı üzerine önemli bir risale daha yazmıştır ki Risâle fi Envâ‘ el-Suyûf el-Hadîd (Demir Kılıçların Çeşitleri Üzerine) adlı bu eser, konusunda yazılmış ilk Arapça eserdir.

Daha sonraki dönemlerde, bu çalışmaları, Nasr ibn Ya‘kûb el-Dîneverî’nin, Ebû Bekr Muhammed ibn Zekeriyyâ el-Râzî’nin, îh-vânü’s-Safâ’nın ve Muhammed ibn Ahmed el-Temîmî’nin çalışmaları izlemiştir.

10. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve İhvânü’s-Safâ’ adıyla tanınan Îsmâ‘îlî eğilimli dinî-felsefı birliğin üyeleri de bu konuyla ilgilenmişlerdir. Eskiçağ’da ve Ortaçağ’da yaşayan düşü

nürlerin ve bilginlerin ürettikleri bilgi birikimini derlemek ve kendilerine özgü İslâm anlayışları çerçevesinde yeniden yorumlamak isteyen İhvânü’s-Safâ’ üyeleri, 52 risâleden oluşan el-Resâ’il (Risâ-leler) adlı büyük bir yapıt derlemiş ve bu yapıtın risâlelerinden birini madenlere ayırmıştır17.

Nasr ibn Ya‘kûb el-Dîneverî’nin (Ölümü 1020l),Hukka el-Cevâhir fi el-Mefâhir (Övünülecek Cevherler Kutusu) adlı bir eseri mevcuttur18 ve muhtemelen değerli taşlarla ilgilidir.

El-Temîmî’nin Kitâb el-Mürşid’i, metaller ve taşlar konusunda yazılmış büyük bir eserdir ve sonraki doğa-bilginleri tarafından bolca kullanılmıştır.

Bilindiği üzere, büyük düşünürlerden ve hekimlerden Ebû Bekr Muhammed ibn Zekeriyyâ el-Râzî (864-930), simya ile ilgili çalışmalarını Sırr el-Esrâr (Secretum Secretorum) adlı yapıtında toplamış ve burada cevherleri, madenî, nebâtî ve hayvânî olmak üzere üçe ayırdıktan sonra, madenî cevherleri altı sınıfa bölmüştür:

(1) Ruhlar

(2) Cesedler

(3) Taşlar

(4) Zaçlar

(5) Borakslar

(6) Tuzlar

Ona göre, civa, nişadır ve kükürt gibi cevherler, birer ruh, altın, gümüş ve bakır gibi cevherler birer cesed ve nihâyet, elmas, yakut ve fırûze gibi cevherler ise birer taştır ve bunlardan herbiri farklı bir fiziksel sürecin sonunda oluşmuştur19.

Değerli ve değersiz taşlara ilişkin en seçkin yapıtlar ise, el-Bîrûnî ile İbn Sînâ’nın kaleminden çıkmıştır.

George Sarton tarafından bütün dönemlerin en büyük bilginlerinden birisi olarak nitelendirilen20 Ebû el-Reyhân Muhammed ibn Ahmed el-Bîrûnî de (973-1061?) bu konuyla ilgilenmiş ve Kitâb el-Cemâhir fi Ma’rife el-Cevâhir (Cevherlerin Bilgisi Hakkında Bilginlerin Kitabı) adını taşıyan yapıtında, metallerin ve taşların ayrıntılı betimlemelerini ve özgül ağırlıklarını vermiştir21.

Ortaçağ İslâm Dünyası’nda mineraloji hakkında yazılmış en iyi yapıt olarak görülen ve 1043 yılında Gazneli hükümdân Sultân Mevdûd’a sunulan bu yapıt, iki bölümden oluşmuştur.

Birinci Bölüm, bir fasıl ile on beş “tervîh”e (dinlendirme) ayrılmış ve burada dengeli bir siyasî ve iktisâdî hayat için sağlıklı bir mübâdele sisteminin şart olduğuna temâs edilmiştir. El-Bîrûnî’ye göre, böyle bir sistemin düzenli bir biçimde işleyişine mani olan iki sebep mevcuttur ve bunlardan birisi kalpazanlık, diğeri ise insanlardaki biriktirme hırsıdır. Bunlar devlet tarafından önlenmedikçe, mâliyeyi düzetmek mümkün değildir.

İkinci Bölüm ise bir fasıl ile iki makâleye ayrılmış ve öncelikle bu yapıtın yazılması sırasında yararlanılan kitaplar tanıtılmıştır. Bunlar arasında, el-Kindî’nin günümüze ulaşmayan Risale fi Envâ‘ el-Cevâhir ve el-Eşbâh22, Nasr ibn Ya‘kûb el-Dîneverî’nin Hukka el-Cevâhir fi el-Mefâhir ve ayrıca yanlış olarak Aristoteles’e nisbet edilen Kitâb el-Ahcâr23 da bulunmaktadır. Sonra Birinci Makale’de taşlar ve İkinci Makale’de ise metaller ayrıntılı bir biçimde tanıtılmış ve bunlardan bazılarının özgül ağırlıkları belirlenmiştir24.

Madenlerin oluşumu açıklanırken, geleneksel Kükürt-Civa Kuramı kullanılmıştır; ancak simyagerler eleştirilmiş ve bakır ve gümüş gibi metallerin bir takım simyevî işlemlerle altına dönüştürülmesinin olanaksız olduğu belirtilmiştir.
20. George Sarton, hıtroduction to the History of Science, Cilt 1, Baltimore 1927, s.707. El-Bîrûnî’ye ilişkin mükemmel bir tanıtım için bkz., Günay Tümer, “Bîrûnî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 6, İstanbul 1992, s.206-215.
21. Nasr, 1968, s.112.
22. Bu eserin, yukarıda adları verilen iki eserden biriyle bağlantısı olabilir.
23. El-Bîrûnî, bu eserin Aristoteles’e âit olamayacağını söylemektedir.
24. El-Bîrûnî’nin bu yapıtına ilişkin olarak bkz., Günay Tümer, “el-Cemâhir”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 7, İstanbul 1993, s.295-296.

Cevahirname

Cevahirname