Deniz yolu ile ametist taşı tesbih  maliyetin yanında  olan malın ağırlığı ve boyutu, bir baÅŸka sınırlayıcı etmen olsa da, İtalya-Bevegna’da keÅŸfedilen bir batık, bu sorunun da baÅŸarıyla çözüldüğünü göstermektedir50. MS. 3.yy.’a tarihlenen ve mermer lahit ametist taşı tesbihıyan geminin yüklemesinde, yerden kazanmak için kimi lahitler iç içe koyulmuÅŸ, kimileri vardıkları yerde ayrılmak üzere yan yüzlerinden henüz ayrılmamış olarak yüklenmiÅŸtir. Bir kısım lahitin ise uzun yanlarından biri, belki de lahit kapağının, sonradan kesilip iÅŸlenmesi için daha geniÅŸ bırakılmıştır. Yunanistan’da Peloponnesos’un güney batısındaki Methane açıklarında yer alan ve MS.2-3.yy.’a tarihlenen baÅŸka bir batığın, 8m. uzunluÄŸunda granit ametist taşı tesbih ıdığı görülmüştür51. Sütunların hesaplanan ağırlığı 131.5 tondur.
Dodge, Journal of Roman Archaeology, s.38.
50 J.B.Ward-Perkins, P.Throckmorton, “New Light on the Roman Marble Trade: The San Pietro
Wreck”, Archaeology, 18/3, September-1965, s.203-204.
51 P.Throckmorton, J.M.Bullitt, “Underwater Surveys in Greece: 1962”, Expedition, 5/2, Winter-1963,
s.19-20.
52 J.C.Fant, Cavum Antrum Phrygiae: The Organization and Operations of the Roman Imperial
Marble Quarries in Phrygia, Büyük Britanya, Bar Company, 1989, s.7.
Deniz kıyısından uzaktaki ocaklarda, su yoluyla nakliyede farklı yollar izlenmiÅŸtir. Teslimat yeri deniz aşırı bir merkez olan ocaklarda, mallar, belli bir merkezde toplanmış ve buradan gemiye yüklenmiÅŸtir. Bunun en güzel örneÄŸi, Afyon’da yer alan Dokimeion ocaklarının toplama merkezinin Synnada olmasıdır52. İkinci bir yol olarak, su yolu ya da nehirlerin ametist taşı tesbihıma gücünden yararlanılmıştır. Denizli’de bulunan Herakleia Salbake mermerleri için, Sarıkum vadisinden geçen su yolunun kullanılması, buna güzel bir örnektir53. Antik kaynaklarda da nehir ametist taşı tesbihımacılığından yararlanıldığı anlatılmaktadır54. Buna göre 80 cubitus* uzunluÄŸundaki bir obeliskin ocaktan ametist taşı tesbihınması için, Nil Nehri’nden ocaÄŸa bir kanal açılmış, ağırlığı dengelemesi için, bir yanında obelisk ile aynı ağırlıkta yük ile yüklü iki geniÅŸ sal kullanılmıştır.
N.Asgari, “Anadolu’da Antik Mermer Ocakları”, 8.Türk Tarih Kongresi, l.cilt, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1979, s.454.
54 Plinius, a.g.e., 36,14.
*Cubitus: Günümüzde 0,444m.’ye karşılık gelen eski bir uzunluk ölçüsü. S.Saltuk, Arkeoloji Sözlüğü, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 1993, s.36.
55 Bkz.: 3. Bölüm, s.33-34.
Bafa Gölü çevresindeki ocakların avantajlı konumu nedeniyle nakliye iÅŸleminde deniz ametist taşı tesbihımacılığı kullanılmış olmalıdır. Günümüzde Bafa Gölü, Menderes Nehri’nin ametist taşı tesbihıdığı alüvyonlarla dolmuÅŸtur. Antik çaÄŸda ise göl, denize baÄŸlı bir koy niteliÄŸindeydi. Bu durum blokların, deniz aracılığıyla nakliyesini mümkün kılmış, bloklar, ocaktan deniz kıyısına indirilip, gemilerle nakliye edilmiÅŸtir55.
2.LATMOS BÖLGESI’NIN TARİHİ
Günümüzde BeÅŸparmak DaÄŸları olarak adlandırılan Latmos, Aydın ile MuÄŸla illerinin sınırında yer alır (Lev. XIII, Res. 1). Antik ÇaÄŸ’da sınırları belirlenmiÅŸ bir bölgenin varlığı söz konusu olmasa da, BeÅŸparmak DaÄŸları ve Bafa Gölü’nün çevresi, tarihi ve coÄŸrafi bir bütünlük göstermektedir. Bu nedenle, ocakların yer aldığı Latmos’u, çevresiyle birlikte bölge olarak nitelemenin uygun olacağı düşünülmüştür.
BeÅŸparmak DaÄŸları’nın kuzeyinde Menderes Vadisi, güneyinde ise Grion (Labada) Dağı yer almaktadır. BeÅŸparmak DaÄŸları’nın batısında yer alan Bafa Gölü ise, antik çaÄŸda, denizle baÄŸlantısı olan, önemli bir iç körfezdi. BeÅŸparmak DaÄŸları’nın batı yamaçlarına, olasılıkla lon kolonizasyonu sırasında, yani MÖ.2.bin sonları-MÖ.I.bin baÅŸlarında, Karia kenti Latmos kurulmuÅŸtur. Ancak, Bafa Gölü’nün doÄŸu kıyısına, MÖ.4.yy.’ın sonları-MÖ.3.yy.’ın baÅŸlarında, Hellenistik kent Latmos Herakleiası’nın kurulmasından sonra, Latmos halkı, eski yerleÅŸimlerini terk ederek Herakleia’ya yerleÅŸmiÅŸtir. Bu kentlerden baÅŸka, gölün çevresinde, antik çaÄŸdaki körfez giriÅŸini denetleyen Miletos, Miletos’a ait liman kenti loniapolis, Priene kentinin limanı Naulokhos, Myus ve Pyrrha kentleri bulunmaktadır1 (Lev. XIII, Res. 2). Körfezin, zamanla Menderes Nehri’nin ametist taşı tesbihıdığı alüvyonlarla dolması sonucu, günümüzdeki kıyı çizgisi oluÅŸmuÅŸtur (Lev. XIV, Res.1).
A.Peschlow-Bindokat,”Latmos Dağı: Söylence Yüklü Bir Yer, Antik YerleÅŸim Tarihi ve Dünden Bugüne Yapılan AraÅŸtırmalar”, Herakleia: Åžehir ve Çevresi, Çev. Fikret Özcan, İstanbul, Homer Kitabevi, 2005,
s.33.
2 A.Peschlow-Bindokat, Tarih Öncesi İnsan Resimleri: Latmos DaÄŸları’ndaki Prehistorik Kaya Resimleri, Çev.I.Işıklıkaya, İstanbul, Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi, 2006, s.13.
4 Ay.
Tekerlek DaÄŸ, Antik ÇaÄŸ’da Zeus ile özdeÅŸleÅŸtirilmiÅŸ, Tekerlek Dağı’nı gören Dikiliametist taşı tesbih Vadisi’nde Zeus adına bir tapınak adanmıştır. Hava tanrısının yanı sıra DaÄŸ tanrısı da, Yunanlar tarafından kabul
Latmos, prehistorik zamandan Osmanlı Devleti’ne uzanan geniÅŸ bir yerleÅŸim tarihine sahiptir. Günümüze kadar ulaÅŸan kalıntılardan, bu bölgede yerleÅŸimin sürekliliÄŸini koruduÄŸu anlaşılmaktadır. Bunun en erken kanıtının, olasılıkla Neolitik döneme kadar gittiÄŸi düşünülen2, BeÅŸparmak DaÄŸları’nın zirvesinde, yuvarlak ÅŸekli nedeniyle Tekerlek DaÄŸ olarak adlandırılan bölgedir (Lev. XIV, Res. 2). Bölgenin, yüksek konumu nedeniyle, hava ve yaÄŸmur tanrısı kültüne ev sahipliÄŸi yaptığı düşünülmektedir3. Olasılıkla Neolitik döneme tarihlenen bu kült, geç antik zamana kadar varlığını korumuÅŸtur4.
Hava ve yaÄŸmur kültünden baÅŸka, Latmos’un erken dönemlerine ait buluntular, Latmos’ta yaygın bir ÅŸekilde görülen prehistorik kaya resimleridir5 (Lev. XV, Res. 1). Latmos Dağı’nın doÄŸu ve batı yamaçlarında yer alan resimlerin az bir kısmı yer üstündeki maÄŸaralarda yer alsa da, genellikle tek başına ya da kayarak baÅŸka bir kayaya dayanır halde duran, yaÄŸmurdan korunaklı, kayaların aşınmış ya da kırılmış iç yüzlerine çizilmiÅŸlerdir. Resimlerin bulunduÄŸu alan ile dağın güneyinde yerleÅŸim izlerine de rastlanmış, bu alanlardaki buluntuların yardımıyla Latmos’un prehistorik dönemi MÖ.6.-5. bin yıla tarihlenmiÅŸtir.
görmüş, Ay Tanrıçası Selene ile çoban Endymion’un aÅŸkını anlatan mitolojinin, Latmos DaÄŸları’nda geçtiÄŸine inanılması nedeniyle, bu daÄŸ onun adıyla anılmıştır. Geç Antik zamanda ise kült bölgesi, kuraklık zamanında yaÄŸmur için tanrıya yakarılan kutsal alan durumuna gelmiÅŸ, dağın zirvesine dikilen demir bir haçla Hıristiyanlık dini tarafından da kabul edildiÄŸi gösterilmiÅŸtir.
5 A.e., s.23.
6 A.Peschlow, “Die Arbeiten in des Jahres 2000 in Herakleia am Latmos und dem Zugehörigen Territorium (BeÅŸparmak)”, 19.AraÅŸtırma Sonuçları Toplantısı, Ankara, TC Kültür Bakanlığı Yayınları, 2001, s.255-256.
7A.Peschlow-Bindokat, “Latmos’ta Hititler”, Herakleia: Åžehir ve Çevresi, Çev. Fikret Özcan, İstanbul, Homer Kitabevi, 2005, s.85.
8 Yazıt grubunun merkezi konumdaki iÅŸaretinin boyu 70cm.’dir. İsim iÅŸareti olan bu kartuÅŸ üstte “ku”, ortada “pa”, altta “i(a)” anlamına gelmektedir. İsim kartuÅŸunun iki yanındaki diÄŸer üç hiyeroglif unvan gösterir ve volüt biçimi ‘büyük’, ortadaki ‘kral’, alttaki de ‘oÄŸul’ anlamına gelir. Bu hiyeroglif grubunun anlamı “Büyük Prens”tir.
9 Peschlow-Bindokat, “Latmos’ta Hititler”, Herakleia: Åžehir ve Çevresi, s.88-89.
Latmos Dağı’nın güneydoÄŸusu’nda yer alan ve ÅŸekli nedeniyle Suratkaya olarak adlandırılan bölegede, Hitit Dönemi’ne tarihlenen bir yazıt tespit edilmiÅŸtir6. Yazıt, deniz seviyesinden 1000m. yükseklikteki Suratkaya’nın çıkıntılı bir kayasına, düzensiz aralıklarla kazınmıştır (Lev. XV, Res. 2). OkunabildiÄŸi kadarıyla yazıt, Hitit kralı II. MurÅŸili’nin evlatlık yeÄŸeni ve Mira kralı MaÅŸuiliwa’nın evlatlık oÄŸlu Büyük Prens Kupanta-Kuruntiya’dan7, Mira ülkesinden ve öteki prenslerden bahsetmektedir8. Kupanta-Kuruntiya’dan kral olarak deÄŸil de Büyük Prens olarak bahsedilmesi nedeniyle yazıt, MÖ.14. yy.’ın son on yılı ile MÖ.13. yy.’ın ikinci on yılı baÅŸlangıcı arasına tarihlenmiÅŸtir. Yazıt grubunun bulunduÄŸu kayanın ÅŸekli, diÄŸer kayalardan farklıdır ve çevresinde herhangi bir yol ya da kült alanı yoktur. Bu nedenle Suratkaya’nın, Mira, Millawanda ve Karkissa’yı birbirinden ayıran sınır ametist taşı tesbihı olduÄŸu düşünülmüştür9.
Latmos Dağı’nın güneyinde yer alan ve Strabon’un da belirttiÄŸine göre (XIV.1, 8)10, adını daÄŸdan alan Latmos kenti, Hellenistik Dönem öncesi, özgün bir Karia yerleÅŸimi özelliÄŸi ametist taşı tesbihımaktadır11 (Lev. XVI, Res. 1). Latmos’un kuruluÅŸ tarihi bilinmese de buluntuların yardımıyla, MÖ.6.yy.’da kentin varlığından söz etmek mümkündür. Ancak kentin genel savunma yerleÅŸmesi karakteri nedeniyle, bu kentin MÖ.2.binyıl sonu ile 1 .binyıl başında, İonların Karialıları kıyıdan iç bölgelere sürdükleri İon kolonizasyonu sırasında kurulduÄŸu düşünülmektedir12. İşgalden kaçan Karialılar, Latmos’un güneyine, kayalık araziye yerleÅŸmiÅŸler, doÄŸal yapıyı mimariye katarak, savunma amaçlı kullanmışlardır.
Strabon, Geographika: Antik Anadolu Coğrafyası, Çev.Prof.Dr.A.Pekman, İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2005, s.189.
11 A.Peschlow-Bindokat, “Zur Gründung der Karischen Stadt Latmos”, Frühes lonien Eine
Bestandsaufnahme: Panionion-Symposion Güzelçamlı 26. September-1. Oktober 1999, Berlin,
Verlag Philipp von Zabern, Mainz am Rhein, 2007, s.419.
12 A.Peschlow-Bindokat, “Die Karischen Städte Latmos und Herakleia”, Der Latmos: Eine Unbekannte
Gebirgslandschaft an der Türkischen Westküste, Almanya, Verlag Philipp von Zabern, Mainz am
Rhein, 1996, s.23.
13 A.e., s.27-28.
15 A.e., s.27.
15 A.Peschow-Bindokat, “Die Umgestaltung von Latmos in der Ersten Hälfte des 4. Jhs. V. Chr.”,
Architecture and Society in Hecatomnid Caria, İsveç, Acta Universitatis Upsaliensis, 1989, s.75.16 Bu yapılardan iki tanesi, diğerlerinden ayrılan yapısıyla dikkat çekmektedir. Köşelerinde dörtgenkulelerle güçlendirilmiş tetrapyrgia olarak adlandırılan kale yapılarından biri kuzeyde, kentin batı
kısmının en yüksek noktasında diğeri ise kent merkezinde yer alır. Kuzey kalenin işlevi, yalnızca askerive savunma amaçlıdır. Kent merkezinde yer alan diğer yapının, surları daha sağlam ve işçiliği dahaiyidir. Kalenin içinde, güney kesiminde, bir avluya ait olduğu düşünülen sütun kalıntıları
Kent merkezinde, Latmos’a ait kamusal ve dinsel alanları saptamak mümkündür. Ancak bu alana, Bizans döneminde yeniden yerleÅŸildiÄŸi için, yapılar zarar görmüştür13. Kent merkezinde yer alan yapıları, kilise yapımı nedeniyle bir kısmı tahrip olan agora, (Lev. XVII, Res. 1), kilisenin güneyinde, giriÅŸi batıdan saÄŸlanan, üstü yekpare gnays bloklarla örtülmüş ve özenli işçiliÄŸinden dolayı, Herakleia’nın yerel kahramanı Endymion’a ait olabileceÄŸi düşünülen bir oda mezarı (Lev. XVII, Res. 2) ve agoranın kuzeybatısında, kuzey ve batısı teras biçimli, güneyi yüksek bir kaya duvarıyla sınırlı olan kutsal alan14 olarak saymak mümkündür. Kent, olasılıkla MÖ.4.yy.’ın ilk yarısında, surlarla çevrilmiÅŸ, böylece kentin sınırları kesin olarak belirlenmiÅŸtir15 (Lev. XVIII, Res. 1). Kentin savunma yapısı, 14 kule ve 3 kaleyle güçlendirilmiÅŸ ÅŸehir surlarından (Lev. XVIII, Res.2), ayrıca kentin içinde ve dışında savunma iÅŸlevi gören yapılardan oluÅŸmaktadır16.
Kentin en ilgi çekici yapısı, arazinin kayalık özelliğinin, günlük yaşama katılışını gösteren konut mimarisi örnekleridir17. Bu örneklerde, yerli kayadan büyük oranda yararlanılmış, tam tersi durumda duvarlar, erken dönemde küçük kırık ametist taşı tesbihlarla ya da megalitle, ilerleyen dönemlerde düzgün sıralı tek ya da iki cidarlı kesme bloklarla örülmüştür18. Böylece, yerleşimin dışarıdan fark edilmesini güçleşmiş, bu durum da doğal bir savunma sağlamıştır.
Deniz yolu ile ametist taşı tesbih  maliyetin yanında  olan malın ağırlığı ve boyutu, bir baÅŸka sınırlayıcı etmen olsa da, İtalya-Bevegna’da keÅŸfedilen bir batık, bu sorunun da baÅŸarıyla çözüldüğünü göstermektedir50. MS. 3.yy.’a tarihlenen ve mermer lahit ametist taşı tesbihıyan geminin yüklemesinde, yerden kazanmak için kimi lahitler iç içe koyulmuÅŸ, kimileri vardıkları yerde ayrılmak üzere yan yüzlerinden henüz ayrılmamış olarak yüklenmiÅŸtir. Bir kısım lahitin ise uzun yanlarından biri, belki de lahit kapağının, sonradan kesilip iÅŸlenmesi için daha geniÅŸ bırakılmıştır. Yunanistan’da Peloponnesos’un güney batısındaki Methane açıklarında yer alan ve MS.2-3.yy.’a tarihlenen baÅŸka bir batığın, 8m. uzunluÄŸunda granit ametist taşı tesbih ıdığı görülmüştür51. Sütunların hesaplanan ağırlığı 131.5 tondur.
Dodge, Journal of Roman Archaeology, s.38.
50 J.B.Ward-Perkins, P.Throckmorton, “New Light on the Roman Marble Trade: The San Pietro
Wreck”, Archaeology, 18/3, September-1965, s.203-204.
51 P.Throckmorton, J.M.Bullitt, “Underwater Surveys in Greece: 1962”, Expedition, 5/2, Winter-1963,
s.19-20.
52 J.C.Fant, Cavum Antrum Phrygiae: The Organization and Operations of the Roman Imperial
Marble Quarries in Phrygia, Büyük Britanya, Bar Company, 1989, s.7.
Deniz kıyısından uzaktaki ocaklarda, su yoluyla nakliyede farklı yollar izlenmiÅŸtir. Teslimat yeri deniz aşırı bir merkez olan ocaklarda, mallar, belli bir merkezde toplanmış ve buradan gemiye yüklenmiÅŸtir. Bunun en güzel örneÄŸi, Afyon’da yer alan Dokimeion ocaklarının toplama merkezinin Synnada olmasıdır52. İkinci bir yol olarak, su yolu ya da nehirlerin ametist taşı tesbihıma gücünden yararlanılmıştır. Denizli’de bulunan Herakleia Salbake mermerleri için, Sarıkum vadisinden geçen su yolunun kullanılması, buna güzel bir örnektir53. Antik kaynaklarda da nehir ametist taşı tesbihımacılığından yararlanıldığı anlatılmaktadır54. Buna göre 80 cubitus* uzunluÄŸundaki bir obeliskin ocaktan ametist taşı tesbihınması için, Nil Nehri’nden ocaÄŸa bir kanal açılmış, ağırlığı dengelemesi için, bir yanında obelisk ile aynı ağırlıkta yük ile yüklü iki geniÅŸ sal kullanılmıştır.
N.Asgari, “Anadolu’da Antik Mermer Ocakları”, 8.Türk Tarih Kongresi, l.cilt, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1979, s.454.
54 Plinius, a.g.e., 36,14.
*Cubitus: Günümüzde 0,444m.’ye karşılık gelen eski bir uzunluk ölçüsü. S.Saltuk, Arkeoloji Sözlüğü, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 1993, s.36.
55 Bkz.: 3. Bölüm, s.33-34.
Bafa Gölü çevresindeki ocakların avantajlı konumu nedeniyle nakliye iÅŸleminde deniz ametist taşı tesbihımacılığı kullanılmış olmalıdır. Günümüzde Bafa Gölü, Menderes Nehri’nin ametist taşı tesbihıdığı alüvyonlarla dolmuÅŸtur. Antik çaÄŸda ise göl, denize baÄŸlı bir koy niteliÄŸindeydi. Bu durum blokların, deniz aracılığıyla nakliyesini mümkün kılmış, bloklar, ocaktan deniz kıyısına indirilip, gemilerle nakliye edilmiÅŸtir55.
2.LATMOS BÖLGESI’NIN TARİHİ
Günümüzde BeÅŸparmak DaÄŸları olarak adlandırılan Latmos, Aydın ile MuÄŸla illerinin sınırında yer alır (Lev. XIII, Res. 1). Antik ÇaÄŸ’da sınırları belirlenmiÅŸ bir bölgenin varlığı söz konusu olmasa da, BeÅŸparmak DaÄŸları ve Bafa Gölü’nün çevresi, tarihi ve coÄŸrafi bir bütünlük göstermektedir. Bu nedenle, ocakların yer aldığı Latmos’u, çevresiyle birlikte bölge olarak nitelemenin uygun olacağı düşünülmüştür.
BeÅŸparmak DaÄŸları’nın kuzeyinde Menderes Vadisi, güneyinde ise Grion (Labada) Dağı yer almaktadır. BeÅŸparmak DaÄŸları’nın batısında yer alan Bafa Gölü ise, antik çaÄŸda, denizle baÄŸlantısı olan, önemli bir iç körfezdi. BeÅŸparmak DaÄŸları’nın batı yamaçlarına, olasılıkla lon kolonizasyonu sırasında, yani MÖ.2.bin sonları-MÖ.I.bin baÅŸlarında, Karia kenti Latmos kurulmuÅŸtur. Ancak, Bafa Gölü’nün doÄŸu kıyısına, MÖ.4.yy.’ın sonları-MÖ.3.yy.’ın baÅŸlarında, Hellenistik kent Latmos Herakleiası’nın kurulmasından sonra, Latmos halkı, eski yerleÅŸimlerini terk ederek Herakleia’ya yerleÅŸmiÅŸtir. Bu kentlerden baÅŸka, gölün çevresinde, antik çaÄŸdaki körfez giriÅŸini denetleyen Miletos, Miletos’a ait liman kenti loniapolis, Priene kentinin limanı Naulokhos, Myus ve Pyrrha kentleri bulunmaktadır1 (Lev. XIII, Res. 2). Körfezin, zamanla Menderes Nehri’nin ametist taşı tesbihıdığı alüvyonlarla dolması sonucu, günümüzdeki kıyı çizgisi oluÅŸmuÅŸtur (Lev. XIV, Res.1).
A.Peschlow-Bindokat,”Latmos Dağı: Söylence Yüklü Bir Yer, Antik YerleÅŸim Tarihi ve Dünden Bugüne Yapılan AraÅŸtırmalar”, Herakleia: Åžehir ve Çevresi, Çev. Fikret Özcan, İstanbul, Homer Kitabevi, 2005,
s.33.
2 A.Peschlow-Bindokat, Tarih Öncesi İnsan Resimleri: Latmos DaÄŸları’ndaki Prehistorik Kaya Resimleri, Çev.I.Işıklıkaya, İstanbul, Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi, 2006, s.13.
4 Ay.
Tekerlek DaÄŸ, Antik ÇaÄŸ’da Zeus ile özdeÅŸleÅŸtirilmiÅŸ, Tekerlek Dağı’nı gören Dikiliametist taşı tesbih Vadisi’nde Zeus adına bir tapınak adanmıştır. Hava tanrısının yanı sıra DaÄŸ tanrısı da, Yunanlar tarafından kabul
Latmos, prehistorik zamandan Osmanlı Devleti’ne uzanan geniÅŸ bir yerleÅŸim tarihine sahiptir. Günümüze kadar ulaÅŸan kalıntılardan, bu bölgede yerleÅŸimin sürekliliÄŸini koruduÄŸu anlaşılmaktadır. Bunun en erken kanıtının, olasılıkla Neolitik döneme kadar gittiÄŸi düşünülen2, BeÅŸparmak DaÄŸları’nın zirvesinde, yuvarlak ÅŸekli nedeniyle Tekerlek DaÄŸ olarak adlandırılan bölgedir (Lev. XIV, Res. 2). Bölgenin, yüksek konumu nedeniyle, hava ve yaÄŸmur tanrısı kültüne ev sahipliÄŸi yaptığı düşünülmektedir3. Olasılıkla Neolitik döneme tarihlenen bu kült, geç antik zamana kadar varlığını korumuÅŸtur4.
Hava ve yaÄŸmur kültünden baÅŸka, Latmos’un erken dönemlerine ait buluntular, Latmos’ta yaygın bir ÅŸekilde görülen prehistorik kaya resimleridir5 (Lev. XV, Res. 1). Latmos Dağı’nın doÄŸu ve batı yamaçlarında yer alan resimlerin az bir kısmı yer üstündeki maÄŸaralarda yer alsa da, genellikle tek başına ya da kayarak baÅŸka bir kayaya dayanır halde duran, yaÄŸmurdan korunaklı, kayaların aşınmış ya da kırılmış iç yüzlerine çizilmiÅŸlerdir. Resimlerin bulunduÄŸu alan ile dağın güneyinde yerleÅŸim izlerine de rastlanmış, bu alanlardaki buluntuların yardımıyla Latmos’un prehistorik dönemi MÖ.6.-5. bin yıla tarihlenmiÅŸtir.
görmüş, Ay Tanrıçası Selene ile çoban Endymion’un aÅŸkını anlatan mitolojinin, Latmos DaÄŸları’nda geçtiÄŸine inanılması nedeniyle, bu daÄŸ onun adıyla anılmıştır. Geç Antik zamanda ise kült bölgesi, kuraklık zamanında yaÄŸmur için tanrıya yakarılan kutsal alan durumuna gelmiÅŸ, dağın zirvesine dikilen demir bir haçla Hıristiyanlık dini tarafından da kabul edildiÄŸi gösterilmiÅŸtir.
5 A.e., s.23.
6 A.Peschlow, “Die Arbeiten in des Jahres 2000 in Herakleia am Latmos und dem Zugehörigen Territorium (BeÅŸparmak)”, 19.AraÅŸtırma Sonuçları Toplantısı, Ankara, TC Kültür Bakanlığı Yayınları, 2001, s.255-256.
7A.Peschlow-Bindokat, “Latmos’ta Hititler”, Herakleia: Åžehir ve Çevresi, Çev. Fikret Özcan, İstanbul, Homer Kitabevi, 2005, s.85.
8 Yazıt grubunun merkezi konumdaki iÅŸaretinin boyu 70cm.’dir. İsim iÅŸareti olan bu kartuÅŸ üstte “ku”, ortada “pa”, altta “i(a)” anlamına gelmektedir. İsim kartuÅŸunun iki yanındaki diÄŸer üç hiyeroglif unvan gösterir ve volüt biçimi ‘büyük’, ortadaki ‘kral’, alttaki de ‘oÄŸul’ anlamına gelir. Bu hiyeroglif grubunun anlamı “Büyük Prens”tir.
9 Peschlow-Bindokat, “Latmos’ta Hititler”, Herakleia: Åžehir ve Çevresi, s.88-89.
Latmos Dağı’nın güneydoÄŸusu’nda yer alan ve ÅŸekli nedeniyle Suratkaya olarak adlandırılan bölegede, Hitit Dönemi’ne tarihlenen bir yazıt tespit edilmiÅŸtir6. Yazıt, deniz seviyesinden 1000m. yükseklikteki Suratkaya’nın çıkıntılı bir kayasına, düzensiz aralıklarla kazınmıştır (Lev. XV, Res. 2). OkunabildiÄŸi kadarıyla yazıt, Hitit kralı II. MurÅŸili’nin evlatlık yeÄŸeni ve Mira kralı MaÅŸuiliwa’nın evlatlık oÄŸlu Büyük Prens Kupanta-Kuruntiya’dan7, Mira ülkesinden ve öteki prenslerden bahsetmektedir8. Kupanta-Kuruntiya’dan kral olarak deÄŸil de Büyük Prens olarak bahsedilmesi nedeniyle yazıt, MÖ.14. yy.’ın son on yılı ile MÖ.13. yy.’ın ikinci on yılı baÅŸlangıcı arasına tarihlenmiÅŸtir. Yazıt grubunun bulunduÄŸu kayanın ÅŸekli, diÄŸer kayalardan farklıdır ve çevresinde herhangi bir yol ya da kült alanı yoktur. Bu nedenle Suratkaya’nın, Mira, Millawanda ve Karkissa’yı birbirinden ayıran sınır ametist taşı tesbihı olduÄŸu düşünülmüştür9.
Latmos Dağı’nın güneyinde yer alan ve Strabon’un da belirttiÄŸine göre (XIV.1, 8)10, adını daÄŸdan alan Latmos kenti, Hellenistik Dönem öncesi, özgün bir Karia yerleÅŸimi özelliÄŸi ametist taşı tesbihımaktadır11 (Lev. XVI, Res. 1). Latmos’un kuruluÅŸ tarihi bilinmese de buluntuların yardımıyla, MÖ.6.yy.’da kentin varlığından söz etmek mümkündür. Ancak kentin genel savunma yerleÅŸmesi karakteri nedeniyle, bu kentin MÖ.2.binyıl sonu ile 1 .binyıl başında, İonların Karialıları kıyıdan iç bölgelere sürdükleri İon kolonizasyonu sırasında kurulduÄŸu düşünülmektedir12. İşgalden kaçan Karialılar, Latmos’un güneyine, kayalık araziye yerleÅŸmiÅŸler, doÄŸal yapıyı mimariye katarak, savunma amaçlı kullanmışlardır.
Strabon, Geographika: Antik Anadolu Coğrafyası, Çev.Prof.Dr.A.Pekman, İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2005, s.189.
11 A.Peschlow-Bindokat, “Zur Gründung der Karischen Stadt Latmos”, Frühes lonien Eine
Bestandsaufnahme: Panionion-Symposion Güzelçamlı 26. September-1. Oktober 1999, Berlin,
Verlag Philipp von Zabern, Mainz am Rhein, 2007, s.419.
12 A.Peschlow-Bindokat, “Die Karischen Städte Latmos und Herakleia”, Der Latmos: Eine Unbekannte
Gebirgslandschaft an der Türkischen Westküste, Almanya, Verlag Philipp von Zabern, Mainz am
Rhein, 1996, s.23.
13 A.e., s.27-28.
15 A.e., s.27.
15 A.Peschow-Bindokat, “Die Umgestaltung von Latmos in der Ersten Hälfte des 4. Jhs. V. Chr.”,
Architecture and Society in Hecatomnid Caria, İsveç, Acta Universitatis Upsaliensis, 1989, s.75.16 Bu yapılardan iki tanesi, diğerlerinden ayrılan yapısıyla dikkat çekmektedir. Köşelerinde dörtgenkulelerle güçlendirilmiş tetrapyrgia olarak adlandırılan kale yapılarından biri kuzeyde, kentin batı
kısmının en yüksek noktasında diğeri ise kent merkezinde yer alır. Kuzey kalenin işlevi, yalnızca askerive savunma amaçlıdır. Kent merkezinde yer alan diğer yapının, surları daha sağlam ve işçiliği dahaiyidir. Kalenin içinde, güney kesiminde, bir avluya ait olduğu düşünülen sütun kalıntıları
Kent merkezinde, Latmos’a ait kamusal ve dinsel alanları saptamak mümkündür. Ancak bu alana, Bizans döneminde yeniden yerleÅŸildiÄŸi için, yapılar zarar görmüştür13. Kent merkezinde yer alan yapıları, kilise yapımı nedeniyle bir kısmı tahrip olan agora, (Lev. XVII, Res. 1), kilisenin güneyinde, giriÅŸi batıdan saÄŸlanan, üstü yekpare gnays bloklarla örtülmüş ve özenli işçiliÄŸinden dolayı, Herakleia’nın yerel kahramanı Endymion’a ait olabileceÄŸi düşünülen bir oda mezarı (Lev. XVII, Res. 2) ve agoranın kuzeybatısında, kuzey ve batısı teras biçimli, güneyi yüksek bir kaya duvarıyla sınırlı olan kutsal alan14 olarak saymak mümkündür. Kent, olasılıkla MÖ.4.yy.’ın ilk yarısında, surlarla çevrilmiÅŸ, böylece kentin sınırları kesin olarak belirlenmiÅŸtir15 (Lev. XVIII, Res. 1). Kentin savunma yapısı, 14 kule ve 3 kaleyle güçlendirilmiÅŸ ÅŸehir surlarından (Lev. XVIII, Res.2), ayrıca kentin içinde ve dışında savunma iÅŸlevi gören yapılardan oluÅŸmaktadır16.
Kentin en ilgi çekici yapısı, arazinin kayalık özelliğinin, günlük yaşama katılışını gösteren konut mimarisi örnekleridir17. Bu örneklerde, yerli kayadan büyük oranda yararlanılmış, tam tersi durumda duvarlar, erken dönemde küçük kırık ametist taşı tesbihlarla ya da megalitle, ilerleyen dönemlerde düzgün sıralı tek ya da iki cidarlı kesme bloklarla örülmüştür18. Böylece, yerleşimin dışarıdan fark edilmesini güçleşmiş, bu durum da doğal bir savunma sağlamıştır.