OTANT�K TA�

AMMONİT TAŞI

(A)ŞİFALI TAŞLAR
AMMONİT TAŞI
Fiyatı      :      70 TL
Ürünün Özellikleri
  • ammonit taşı
  • HİNDİSTAN

Değerli Taş: Doğada az bulunan ammonit fosili

Taş Ölçüsü: 32x27x7 mm
Metal: Gümüş
Motif: Ammonit
Toplam Ağırlık: 16,1 gr
D-2012-023

AMMONİT TAŞI

AMMONİT TAŞI

Ammonit Nedir?
Ammonitler, yerküre tarihinde Jura ve Kretase olarak bilinen dönemlerde yaşamış olan canlılardır. Kretase sonlarına doğru, dinazorlar ile eş zamanlı olarak nesilleri tükenmiştir. Genellikle fosiller olarak karşımıza çıkan ammonitler, sedimanlar içinde gömülü olarak bulunan artık ve izlerden ibarettir.
Ammonitler ismini Mısır Tanrısı olarak bilinen Amun’dan almaktadır. Ayrıca, Yunan’lılar tarafından Zeus Ammon olarak bilinen tanrı da Ammonitlere ismini vermektedir. Şekilde gösterilen Ammonit, metal para şeklinde ve koç boynuzu kafasına sahip olarak resmedilmiştir. Birçok Ammonit türü, isminin sonuna Yunanca boynuz anlamına gelen “keras” kökünden türemiş olan “ceras” ekini almaktadır.
Ülkemizde, Marmara ve İç Anadolu bölgeleri başta olmak üzere birçok bölgede tortul kayalar içinde gözlenen Ammonitler, 1953’de Ankara civarındaki çalışmalar sırasında Jura yaşındaki tortul kayalar içinde, çapları 65 santimetreye ulaşan türlerine rastlanmıştır. Bu dev Ammonitler, sergilenmek üzere bugün M.T.A. (Maden Tetkik ve Arama) Enstitüsü Doğa Tarihi Müzesi’nde bulunmaktadırlar.

Fosil, klasik çağdan günümüze, insanların ilgisini çekmiş, birçok düşünür ve bilim adamı “fosil” ile ilgili değişik düşünce tarzları ortaya koymuş, neredeyse aydınlanma çağına kadar onun doğaüstü güçlerin bir sonucu olarak meydana geldiğini düşünmüşlerdir.
Klasik dönemde Thales ve diğerleri, Roma da Plinius fosil hakkındaki düşünceleriyle doğa bilimlerinin önemli düşünürlerdir. Özellikle Miletli olanlar deniz kenarında yaptıkları doğa gezilerinde rastladıkları deniz kabukları ile kıyılardaki kabukları karşılaştırarak buraların daha önceleri sularla kaplı olduğunu düşünmüşlerdir. Karanlık çağda ise, kayalardaki fosil kalıntılarının kökenleri hakkında doğaüstü güçlerin kanıtları aranmış hatta çoğu kez oluşumlarının kutsal kitaptaki tufanla ilgili olduğu düşünülmüş, fosillerle ilgili bu dogmatik inanış hemen hemen aydınlanma çağına dek sürmüştür.
Roma imparatorluğunun çökmesiyle çok tanrıdan tek tanrıya geçmeye başlayan Avrupa bu geçişin sancılarını ve acılarını tüm şiddetiyle çekmektedir. İnsanlar kötülüklerden korunabilmek için olmadık nesnelere inanmakta, onları her türlü kötülükten ve hastalıktan korunma mutosu yapmaktadır. Bu nesnelerin en önemlilerinden biri de fosillerdir. Kayalar içindeki çoklukları, şekilleri ne oldukları, nereden geldikleri konusundaki bilinmezlikleri ile dikkati çeken fosiller, jeolojik zamanlarda yaşamış özellikle de omurgasız ve bazen de omurgalı hayvanların taşlaşmış (fosilleşmiş) kalıntılarından başkası değildir. Halkın bunların kayaların içine nasıl girdiği konusunda tek inançları vardır o da doğaüstü güçlerdir. Bunlar ya tufan sonucunda buralara gelmiştir ya da Pliny’nin yazdığı gibi fosiller plastik güçlerin eseridir.
“Fosil kelimesi” ilk kez 16. yüzyılda Alman Madenci G. Agricola tarafından ünlü eseri De Natura Fossilium da kullanılır. G. Agricola’ya göre “fosil” toprağı kazarak çıkartılan her türlü doğal nesnedir. Bu mineral, taş, maden ya da bir canlının kalıntısı olabilir.
Aradan geçen üç yüzyıl sonra 19. yüzyılda paleontoloji ilk kez bir bilim dalı olarak kabul edilir. Bu gelişmeler sonrasında evrim kuramının fırtınalar kopartan tartışmaları, fosilleri kuramın savunulabilmesini kolaylaştıran en önemli doğa objeleri yapacaktır. Bu yüzyılda Lyell ve Darwin ile fosillerin yükselişi gerçekten muhteşemdir.
Yüzyıllar hatta binlerce yıl halklar arasında konuşula konuşula günümüze kadar gelen masal, efsane ve mitlerin çoğunun içinde fosiller de vardır. Özellikle fosillerin biçimleri insanların hayal dünyasında başka bir dünya yaratmıştır. Benzetmeler, yakıştırmalar ve şekiller bu dünyanın önemli sembolleridir.

AMMONİT TAŞI

(A)ŞİFALI TAŞLAR
AMMONİT TAŞI
Fiyatı      :      70 TL
Ürünün Özellikleri
  • ammonit taşı
  • HİNDİSTAN
Ürün Açıklaması Video Tanıtım Yorumlar

Değerli Taş: Doğada az bulunan ammonit fosili

Taş Ölçüsü: 32x27x7 mm
Metal: Gümüş
Motif: Ammonit
Toplam Ağırlık: 16,1 gr
D-2012-023

AMMONİT TAŞI

AMMONİT TAŞI

Ammonit Nedir?
Ammonitler, yerküre tarihinde Jura ve Kretase olarak bilinen dönemlerde yaşamış olan canlılardır. Kretase sonlarına doğru, dinazorlar ile eş zamanlı olarak nesilleri tükenmiştir. Genellikle fosiller olarak karşımıza çıkan ammonitler, sedimanlar içinde gömülü olarak bulunan artık ve izlerden ibarettir.
Ammonitler ismini Mısır Tanrısı olarak bilinen Amun’dan almaktadır. Ayrıca, Yunan’lılar tarafından Zeus Ammon olarak bilinen tanrı da Ammonitlere ismini vermektedir. Şekilde gösterilen Ammonit, metal para şeklinde ve koç boynuzu kafasına sahip olarak resmedilmiştir. Birçok Ammonit türü, isminin sonuna Yunanca boynuz anlamına gelen “keras” kökünden türemiş olan “ceras” ekini almaktadır.
Ülkemizde, Marmara ve İç Anadolu bölgeleri başta olmak üzere birçok bölgede tortul kayalar içinde gözlenen Ammonitler, 1953’de Ankara civarındaki çalışmalar sırasında Jura yaşındaki tortul kayalar içinde, çapları 65 santimetreye ulaşan türlerine rastlanmıştır. Bu dev Ammonitler, sergilenmek üzere bugün M.T.A. (Maden Tetkik ve Arama) Enstitüsü Doğa Tarihi Müzesi’nde bulunmaktadırlar.

Fosil, klasik çağdan günümüze, insanların ilgisini çekmiş, birçok düşünür ve bilim adamı “fosil” ile ilgili değişik düşünce tarzları ortaya koymuş, neredeyse aydınlanma çağına kadar onun doğaüstü güçlerin bir sonucu olarak meydana geldiğini düşünmüşlerdir.
Klasik dönemde Thales ve diğerleri, Roma da Plinius fosil hakkındaki düşünceleriyle doğa bilimlerinin önemli düşünürlerdir. Özellikle Miletli olanlar deniz kenarında yaptıkları doğa gezilerinde rastladıkları deniz kabukları ile kıyılardaki kabukları karşılaştırarak buraların daha önceleri sularla kaplı olduğunu düşünmüşlerdir. Karanlık çağda ise, kayalardaki fosil kalıntılarının kökenleri hakkında doğaüstü güçlerin kanıtları aranmış hatta çoğu kez oluşumlarının kutsal kitaptaki tufanla ilgili olduğu düşünülmüş, fosillerle ilgili bu dogmatik inanış hemen hemen aydınlanma çağına dek sürmüştür.
Roma imparatorluğunun çökmesiyle çok tanrıdan tek tanrıya geçmeye başlayan Avrupa bu geçişin sancılarını ve acılarını tüm şiddetiyle çekmektedir. İnsanlar kötülüklerden korunabilmek için olmadık nesnelere inanmakta, onları her türlü kötülükten ve hastalıktan korunma mutosu yapmaktadır. Bu nesnelerin en önemlilerinden biri de fosillerdir. Kayalar içindeki çoklukları, şekilleri ne oldukları, nereden geldikleri konusundaki bilinmezlikleri ile dikkati çeken fosiller, jeolojik zamanlarda yaşamış özellikle de omurgasız ve bazen de omurgalı hayvanların taşlaşmış (fosilleşmiş) kalıntılarından başkası değildir. Halkın bunların kayaların içine nasıl girdiği konusunda tek inançları vardır o da doğaüstü güçlerdir. Bunlar ya tufan sonucunda buralara gelmiştir ya da Pliny’nin yazdığı gibi fosiller plastik güçlerin eseridir.
“Fosil kelimesi” ilk kez 16. yüzyılda Alman Madenci G. Agricola tarafından ünlü eseri De Natura Fossilium da kullanılır. G. Agricola’ya göre “fosil” toprağı kazarak çıkartılan her türlü doğal nesnedir. Bu mineral, taş, maden ya da bir canlının kalıntısı olabilir.
Aradan geçen üç yüzyıl sonra 19. yüzyılda paleontoloji ilk kez bir bilim dalı olarak kabul edilir. Bu gelişmeler sonrasında evrim kuramının fırtınalar kopartan tartışmaları, fosilleri kuramın savunulabilmesini kolaylaştıran en önemli doğa objeleri yapacaktır. Bu yüzyılda Lyell ve Darwin ile fosillerin yükselişi gerçekten muhteşemdir.
Yüzyıllar hatta binlerce yıl halklar arasında konuşula konuşula günümüze kadar gelen masal, efsane ve mitlerin çoğunun içinde fosiller de vardır. Özellikle fosillerin biçimleri insanların hayal dünyasında başka bir dünya yaratmıştır. Benzetmeler, yakıştırmalar ve şekiller bu dünyanın önemli sembolleridir.