OTANT�K TA�

Ürünün Özellikleri
  • 1.KALİTE RUSYA/KALİNGRAD
  • 18 GR
  • AYNI GÜN KARGO
  • DOĞAL BALTIK KEHRİBAR TAŞI
  • EŞİ YOKTUR
  • KDV DAHİL
  • ÖZEL KUTUSUNDA
  • YETİŞKİN BOY

Kehribar Kolye Çamgiller (Pinaceae) familyasından, bir çam türü olan Pinus succinifera ağaçlarının fosilleşmiş reçinesi olan amber, toplumlarda bazı süs eşya yapımında kullanılan açık sarıdan kızıla kadar çeşitli renklerde yarısaydam, kolay kırılabilen ve bir yere gömüldüğü zaman ufak

Doğal Kehribar Taşı Kolye

Doğal Kehribar Taşı Kolye

cisimleri kendine çekme özelliği kazanan bir fosildir. Baltık Denizinden çıkarılan kehlibar, yüzyıllardan beri kadınların süs eşyalarından en gözde sayılan taşlardan biri olarak benimsenmiştir. Parlaklık ve renk açısından onu hiçbir saydam taş ile kıyaslamak mümkün değildir. Kehlibara yapışan fosilleşmiş böcekler, yabani bitkilerin fazla oluşu, diğer taşlarda görülmeyen önemli özelliklerdendir.

OTANTİK TAŞ KALİTESİ VE FARKI İLE %100 DOĞAL HAM RUSYA KALİNİNGRAD KEHRİBAR TAŞI KOLYE YETİŞKİNLER İÇİN (UNİSEX) ÜRÜNÜMÜZ TEK PARÇA OLUP SATILDIĞINDA REYONUMUZDAN KALKAR;SEVDİKLERİNİZ İÇİN DOĞAL FANTASTİK BİR HEDİYE;

18 GR 48CM UZUNLUK

Milyonlarca yıl önce, dünyamızın o zamanki doğal yaşam koşulları, tropik ve yarı tropik iklim ortamında, bol reçine salgılayabilen ağaç türlerinin çok gelişkin ve yaygın ormanlar oluşmasını sağladı. Bu ağaçlar birer anne gibi, salgıladıkları reçinelerden oluşan topakların yeterli büyüklüğe ulaşınca (olgunlaşınca) gövdelerinden ayrılıp, doğanın koynunda milyonlarca sene korunup, geçirdikleri değişikliklerden sonra ambere dönüşmesine yol açtılar.

 

 

İnsanların kehribarla tanışmaları, taş devrine (Stone Age) kadar uzanmaktadır. İngiltere deki arkeolojik kazılarda, antik yerleşimlerde M.Ö. (B.C) 11.000 yıllarına ait işlenmiş kehribar bulunmuştur. Almanya, Polonya, Litvanya, Letonya, ve Estonya da Neolitik (Yeni Taş Devri) döneme ait 100 ayrı yerleşimde kehribar ve kehribardan yapılı objelere rastlanmıştır. Kehribar antik çağların bilinen en eski dekoratif maddesidir.
Çok beğenilen ve süs eşyası olarak kullanılan taşın içindeki böcek, yaprak ve çiçek kalıntıları hiçbir zaman bozulmayacak şekilde mumyalaşmıştır. Bunlar eski devirler hakkında aydınlatıcı bilgilerin edinilmesine yardımcı olmaktadır. Kehlibarda deterpenik reçine asidleri, rezenler ve biraz uçucu yağ bulunur. Kehlibardan çeşitli kadın süs eşyaları yanında, tesbih ve ağızlık da yapılmaktadır. Eskiden uyarıcı ve antispazmodik olarak da kullanılırdı. Bugün ilaç olarak kullanılmamaktadır.

Kehribar Taşı Kolye

Kehribar Taşı Kolye

Avrupa’da kehribar yataklarının en çok görüldüğü ülkelerden bazıları, Ukrayna, Romanya, İsveç, İngiltere, Hollanda ve Sicilyadır. Bunlardan en değerli sayılan Prusya’nın doğusundaki “Samland” olarak adlandırılan yarımadadır. Kehribarın öyküsü eski çağlarda da farklı değildi. O zamanlar kehribar yine çok sevilen bir takı ve ticari nitelik taşıyan bir taştı. Yüzyıllar boyunca kehribar Avrupa ülkelerinin kültürel yaşamlarında önemli bir rol oynayarak kağıt inceliğine getirilmesiyle oyma ve boya işi minyatürlerinde kullanılmıştı. Kehribara genellikle deniz kıyılarında rastlanılmakta ve bu taş balık ağlarına takılmaktadır. Aynı zamanda kehribar parçaları, Samland’ın yaklaşık 60 metre yükseklikteki sarp

 

kayalıklarının tabakaları arasında da görülmketedir. Günümüzde şiddetli fırtınalardan hemen sonra dalgaların yosunlar arasında kıyıya fırlattıkları pırıl pırıl parıldayan altın sarısı kehribar parçacıklarına rastlamak da Ticari değerinin yüksek oluşu göz önünde bulundurularak, kehribar maden işletmeciliğinde kullanılmak üzere stok edilmektedir. Büyük ekskavatörler kehribar yataklarının bulunduğu yerlerdeki toprak ve taşları temizlemeye yaramaktadır. Bu birikintilerin altındaki mavi renkteki toprak kaldırılarak elekten geçirilir.
Aristo ve Plinius’nun yaşadıkları devirlerden beri kehribar ağaç sakızından başka bir şey olamayacağı bilinmekteydi. Baltık denizinde oldukça çok sayıda kehribarın var oluşu, bu bölgede önceleri görkemli ormanların bulunduğu kanısını uyandırmıştı. Bu kanı günümüzde tamamen yanıltıcı olmuştur. Çünkü bugün kehribarın bulunduğu yerle, ilk oluştuğu yerin aynı olmadığı saptamıştır.

 

Taşın içerisinde yaşayan ufak böcekler, kehribar ormanındaki hayat koşulları ve daha birçok konularda ayrıntılı bilgi verebilmektedir. Ancak bu böceklerden bazılarına daha çok rastlanılması kehribar ormanının çevresiyle olan gerçek ilişkisini yansıtmayacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Belirli böcek türlerinin yaşamlarını sürdürdükleri ortam ve davranımları kehribar içerisinde çok sık rastlanılmalarıyla yakından ilgilidir.
Amber, aşırı saydam ve bünyesinde bulunan böcekler ve diğer kırıntılar nedeniyle oldukça hareketlidir, çılgın denilebilecek bir görünüme sahiptir. Oldukça yumuşak ve hafiftir. Bünyesinde böcekler ve böcek görünümlü ipliksi maddeler ve hava kabarcıkları bulunur. Sürtme sonucu elektriklenir ve hafif parçacıkları toplar. İkincisi ise donuk sarı renktedir. Eskitilmiş kehribar olarak da bilinir.

Kehribar Taşı Özellikleri

Kehribar Taşı Özellikleri

Bedenle teması halinde vücuda sıcaklık yayar.
Kendini çekici ve özel kılan nitelikleri nedeniyle binlerce yıldan bu yana insanlar, kehribarı mistik bir madde saymanın ötesinde çeşitli hastalıkları iyileştirici gücü olduğuna da inanmaktadırlar. Boğaz ağrılarına ve hastalıklarına karşı boyuna takılacak bir kehribar kolyenin iyi geldiğini, su veya şarapta 2 hafta kadar bekletilen kehribarın suyunu içmenin miğde ağrısına, astıma iyi geldiğini ve kanamayı durdurduğuna inanıyorlardı.
Koruyucu özelliği nedeniyle eski Mısır da mumyalama işlemlerinde kullanılmıştır. Ayrıca sihirli güçler taşıdığına inanılarak, şeytani güçlere ve büyülere karşı kalp şekilli kehribar kolyeler takarlardı. Prehistorik toplumlar yalnızca deniz kıyılarından toplanabilen kehribarın kaynağı için çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır. Tanrıların gözyaşları, güneşin gözyaşları, ağaçların gözyaşları ve Tanrıların idrarının kehribara dönüştüğünü kabul ediyorlardı.
Günümüzde de, avuca alınarak ovuşturulan bir kehribar parçasının vücudun gerilimini

Amberin Tanımı

Amber, Baltık Denizi’nden toplanan, Litvanya’da işlenen ve Avrupa’nın yanı sıra dünyanın pek çok ülkesine ihraç edilen yarı dağerli-organik taştır.16 Amber çoğunlukla kozalaklı ağaçların reçinesinden oluşmasının yanısıra, tropik çiçekli ağaçların reçinesinden de oluşabilir.

Reçine, ağaçların bir korunma mekanizmasıdır. Ağacın gövdesi veya dalı herhangi bir şekilde zarar görürse (atmosferik koşullar, yaşlılık veya iri hayvanlar nedeniyle v.b. dış etkenler), yani kırılıp, yarılırsa kabuksuz dokuların dış etkenlere dayanıksız olduğu bir bölge açığa çıkar. Bu durumda reçine salgılanarak, taze yüzeyin kapatılarak iyileştirilmesine çalışıldığı gibi, kendisine zarar verebilecek böcek ve mantar aibi canlılarında reçinenin kendisine has kokusu, tadı ve yapışkanlığı ile ağaçtan uzak tutulmasına çalışılır. Bazı hastalıklarını iyileştirmek için salgılama yapmasının yanında yüksek ağaçlarda hızlı büyümenin oluşturduğu tansiyon nedeniyle oluşan boyuna çatlaklardan da bolca reçine salgılanır. O dönemlerde tropik ve yarı tropik iklim koşullarında yaşayan yüksek ağaçların, iklimin gittikçe yüksek sıcaklıklara ulaşması nedeniyle de bol miktarda reçine ürettikleri düşünülmektedir.17Avrupa’da kehlibar yatakları en çok Ukrayna, Romanya, İsveç, İngiltere, Hollanda, Sicilya’da görülmektedir. Kehlibar ortalama 25 ila 40 m arasında değişen bir derinlikte ve eski devirlerde meydana gelen denizaltı çökeltilerinin iki tabakası arasında damarlar şeklinde bulunmaktadır. Buna mavi toprak denilmektedir. Bu, kehlibarın ikinci vatanıdır. Birinci vatanı ise bugünkü

Kehribar Taşı Faydaları

Kehribar Taşı Faydaları

İskandinavya ve Baltık Denizinin büyük bir kısmını içine alan sahadır. Buralarda bir zamanlar büyük ormanların bulunduğu tahmin edilmektedir. Kıtalar arasındaki büyük değişikliklerin sonunda bu bölgeler sular altında kalmış ve uzun seneler sonucu toplanan çam sakızı kütleleri deniz suyuyla sürüklenip gitmişti. Bunlar üzerine kum ve çakıl taşlarının kaplanması ile mavi toprak olarak bilinen tabaka hasıl olmuştur. Bu bilgiler yapılan tetkikler sonucunda ilim adamlarının verdikleri kararlardır.

Amber, soyu tükenmiş bir çam cinsinde bulunan ve süksinik asit içeren fosil haline gelmiş reçinedir; taşlaşmış organik bir maddedir. Genellikle küpe gibi ufacık parçalar halinde bulunur. Milyonlarca yıl önce oluşmuş tek parça halinde olanlar mücevherat yapımında kullanılmaktadır.22

devir oluşumu denizaltı çökeltilerinin iki tabakası arasında damarlar oluşturarak,
glokonit ile renklenip “mavi toprak” olarak anılmaktadır. Bu tabakalar arasında orta derinlikteki deniz hayvanlarının artıklarının fosilleri bulunduğundan, yer çekirdeğinin hareketleri sonucu deniz yatağında meydan gelen çökelti ve kabarmaların büyük rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Bu hareketlerin uzun bir zaman süresinde çok defalar tekrarlanmış olması gerekmektedir. Mavi Toprak üzerinde saptana 19 değişik tabaka bu görüşü kanıtlamaktadır. Kehribarın bulunduğu yer onun ikinci derecedeki vatanıdır.23
Bugünkü İskandinavya ve Baltık Denizinin büyük bir kısmını kapsayan alanda
bir zamanlar kehribar böceklerinin yaşadığı görkemli ormanların varolduğu
sanılmaktadır. Bu ormanların 15 milyon yıldan fazla bir zaman süresince oluştukları kanıtlanmıştır. Üçüncü devirde kıtaların çöküşü ile bu bölgelerin sular altında kalışı, uzun yıllar boyunca bir araya toplanmış ve orman toprağı altında katılaşmış halde bulunan büyük çam sakızı kütleleri deniz sularıyla sürüklenip gitmişti. Bu kütlelerin bir kısmı akıntıların etkisiyle Doğu Prusya’nın sakin kıyılarına ulaşmıştır. Burada üzeri kum ve çakıl taşlarıyla kaplanmış ve mavi toprak olarak tanımlana tabakayı oluşturmuştur. Buradaki kehribarların bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. Belki de nehirlerin taşmasıyla deniz dalgalarıyla, deniz yatağının sürüklenmesiyle ve kıyılarda meydana gelen kopmalarla söz konusu yer değiştirmeler günümüze dek gelişim göstermektedir.
Pliosen’in (5-2 mil. yıl) sonlarına doğru ortaya çıkan soğuma periyodu zamanla buzul devrine dönüşmüştür. Bu periyodda kehribar, buzulların hareketleri ve çamur sellerin etkisiyle yeni yataklara ve Doğu Denizine doğru sürüklenmiştir. Bugüne kadar toplanmış ve çıkartılmış olan kehribarın büyük bir kısmı bu kaynaklarda ve Baltık Denizindedir.

Çok beğenilen bu takı taşının “iç yaşantısı” atalarımızı da aynı şekilde kendine hayran bırakmıştır. Saydam taşın içindeki böcek, yaprak ve çiçek kalıntıları hiçbir zaman bozulmayacak şekilde mumyalaşmıştır. Kehribarın kökeninin saptanması üzerindeki araştırmalar bu sayede

Kehribar (Amber) Taşı

Kehribar (Amber) Taşı

derinleştirilebilmiştir. Bu, 40 milyon yıl önceki jeolojik devir hakkında tam manasıyla aydınlatıcı bilgiler edinilmesiyle yardımcı olmuştur.24
Kehribar yataklarının çevresi o zamanlar büyük miktarda kehribar böcekleri (Pinites Succinifera) ile kaplı idi. Bu böcekler günümüzde Doğu Asya ve Kuzey Amerika’da rastlanılan böcek türlerine fazlasıyla benzetilmektedir. Kehribar içinde rastlanılan çiçek, yaprak, meyve ve gövde parçacıklarından edindiğimiz bilgilere göre geniş yapraklı ağaçlar üstünlük kazanmaktadır. Bunlar arasında öncelikle meşe, kayın, kestane, karaağaç, söğüt ve Akçaağaç kalıntıları saptanmıştır. Kehribar üzerindeki izler yine bu ormanda hurma ağacı ile yaprakları yelpazeyi andıran ağaç türlerinin bulunduğu hakkında ipucu vermeye yeterli olmuştur. Ayrıca taşlar üzerinde tarçın ağacının yaprak ve çiçekleri, manolya ve mazının izlerine de rastlanılmıştır. Bu yöreye özgü ilginç ağaçlar arasında tropikal veya astropikal ağaç türlerinin yanı sıra, günümüzde Kaliforniya’da benzer tiplerine rastladığımız dört bin yıllık görkemli çam ağaçları da yükselmektedir.
Her ne kadar kehribarda rastlanılan bitki artıklarının sayısı oldukça yüksek ise de, bu görüntüler bize taşın bitki örtüsü hakkında istenilen bilgiyi yeterince vermektedir. Kehribar içersine girebilen, taşın çevresindeki ağaç artıkları, özellikle ağaçların yaprakları, çamların iğneleri, ağaç gövdesinin kabukları, çalılık tarzındaki ağaç parçacıkları ile toprak altında yetişen bitki artıklarıdır. Ormanda yetişmeyen bitki türlerinin parçacıklarının kehribar içerisine girişlerine hemen hemen hiç rastlanılmamaktadır. Ancak dökülen yaprak ve çiçekler rüzgarın etkisiyle kehribara doğru savrulacak olursa, taşın içerisine girmeyi başarmaktadır.
Kehribar içerisinde en sık görülen böcekler çift kanatlılar, özellikle sivrisineklerle kara sinek türleridir. Bu böcekler yumuşak ve sıvı yüzeye rahatlıkla konabilmekte ve yapışkan maddeye yapışıp kalmaktadırlar. Bu böceklerin 100 den fazlasının bir arada görülebildiği kehribarlara rastlanılmıştır. Ayrıca ağaçlarla çevresindeki çalılarda yaşamlarını sürdüren bokböcekleri, karınca ve diğer böcek türleri kehribarın esir aldığı böceklerdendir. Ender de olsa, küçük kelebeklerle, az sayıda rastlanılan büyük boy kelebekler kehribarın ziyaretçileri arasındadır. Taş içerisindeki yusufçuk böcekleri hakkında pek fazla bilgi edinilememiştir. Ayrıca yalnız bir gün yaşayan su sineklerinin türlerinin bir düzineyi aşmadığı saptanmıştır.

Kehribar Taşı Nerede Bulunur

Kehribar Taşı Nerede Bulunur

Geçmişteki manzaranın şekil ve görüntüleri ile başka delillere bağlı kalarak ayrıntılı bilgiler edinilmemektedir. Örneğin; bazı böcek türleri üzerinde yapılan incelemeler kehribar yatağının sayısız nehir ve derelerle kaplı dağlık bir bölge olduğu kanısını uyandırmıştır. Kehribarda görülen böcek türlerinin hemen hemen yarısının günümüzde kurtçuk(sürfe) devresini akarsularda geçiren böcek türlerinden olduğu saptanmıştır. Taş içerisinde az sayıda rastlanan taş ve sahil sinekleri de sulak bölgelerde barınmaktadırlar. Bu tür böceklerin bir kısmı akarsu yerine durgun suları tercih etmektedirler.
Kehribar içerisindeki orman böceklerinin yanı sıra, tamamen engebesiz bölgede yaşamlarını sürdürmüş ve rastlantı sonucu kehribar ormanına düşmüş böceklere de rastlanılmaktadır. Pek tabi, ormanda az veya çok ışık sızdıran boş alanlara veya ağaçlar arasında tamamen düz arazinin bulunduğu sahaların var olabileceği unutulmamalıdır. Kehribar böceklerinin bir çoğunun çiçek arayan böcek türlerinden oldukları kanıtlanmıştır. Ancak kehribarda çeşitli arı türlerinin bulunuşu, ağaçlar arasında değişik çiçek türleriyle bezenmiş çayırların bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Kehribardaki böceklerin en ilginç türleri, bu böceklerin günümüzdeki akrabalarının tamamen değişik iklim şartlarında yaşamlarını sürdürmekte olanlarıdır. Bunlardan bazıları yaşamlarını en uygun bölgelerde geçirirlerken, diğerleri tropikal ve astropikal iklim bölgelerini tercih etmektedirler. Buna örnek olarak kehribardaki ağaç kemiren karınca türlerini gösterebiliriz.
Bugün için henüz kehribar yatağının belirgin iklim kuşaklarını içerip içerdiği bilinmemektedir. Acaba iklim kuşakları değişik sıcaklıkta çeşitli böcek tür ve gruplarının kendilerini bu ortama adapte etmelerini sağlamış mıdır? Yoksa doğrudan doğruya uzun vadeli iklim değişiklikleri çeşitli böcek tür ve gruplarının birbirlerinden uzaklaşmalarına neden mi olmuştur? Bu soruların cevabı, içerisinde çeşitli böcek türlerinin bulunduğu herhangibir kehribar taşının sistematik olarak incelenmesi sonucu alınabilir. Bu tür kehribar taşlarına oldukça sık rastlanılmaktadır. İçerlerindeki böcekler üzerinde yapılan araştırmalarla, bu böceklerin aynı zamanda aynı yerde yaşamlarını sürdürmüş oldukları saptanmıştır.
Böylece, kehribardaki oldukça değişik ve çok sayıdaki böcek türleri üzerindeki incelemeler, böceklerin arazi ve iklim koşullarına olan bağlılıklarıyla, kehribar yatağının jeolojik ve iklimsel niteliklerini geniş çapta ortaya koyabilmiştir. Ayrıca belirli böcek türlerinin gelişimleri sırasında çevresel kurallara ne dereceye kadar uyum gösterip göstermedikleri saptanmıştır
1.1.2 İnklüzyonlar
Amberin kaynağı olan ağaç reçinesi, çeşitli nedenlerle salgılanır ve yeni salgılanmaların tekrarlamasıyla birikmeye başlar. Bu süreçte reçinenin yapışkan yüzeyine, dönemin ormanlarında yaşayan minik canlılar (genellikle kanatlı böcekler, örümcek, arı, karınca, sinek, mikroorganizmalar, polen, çiçek, yaprak, v.b) bazen rüzgarın savurmasıyla, bazen avlanırken, bazen avcıdan kaçarken kaza ile yapışırlar. Bazen de o sıralar yapışkanlığını nispeten kaybetmiş bir reçine topağı üzerinde bulunurken, gelişen hızlı bir yeni reçine sızıntısıyla sonsuza dek amber mahkumu olurlar. Sonradan, koşulların uygun olması halinde fosilli amber ve kapanımlardan (inclusion) söz edilir.

Doğal Kehribar Taşı

Doğal Kehribar Taşı

İnklüzyonlar yaygın olarak organik kökenli olduğu gibi, sülfür veya pirit (FeS 2) gibi inorganik kökenlide olabilir. Amber içinde, canlının gövdesi veya parçaları, toz toprak, pislik, bitki Amber, dünyanın en eski ve en çok rağbet gören hazinelerinden biridir; zamanla korunan ve insanlığın kıyılarında yıkanan, güzellik, koruma ve yenilenme için bir tılsım olan “denizlerin altınları”. Güneşin damlaları, tanrıların gözyaşları, sertleştirilmiş bal ve güneş ışığında katılaşmış olarak tasvir edilmiştir ve bugün en eski kültürlerde olduğu gibi arzu edilen renginin sıcaklığından dolayı Taş Devri’ne kadar kullanılmış. , süslemedeki değer, büyülü ve tıbbi özellikleri.

Kehribar, ne kristal ne de mineral olmak üzere küçük bir organik taş sınıfına aittir, ancak doğanın biyolojik bir ürünüdür, yoğun ağaçlardaki canlılardan sızan, tarih öncesi ormanlarda milyonlarca yıl boyunca fosilleşmiş koruyucu bir reçine. Enerjik ve iyileştirici özellikleri ve taşıdığı muhteşem Yaşam Gücü için metafizik dünyada çok değerlidir. Amber, güneşin ve toprağın yanı sıra, altın yapısı içinde sonsuza dek askıda kalan canlı böcekleri, organizmaları ve bitki maddelerini güçlü bir şekilde bağlar. Antik bilgeliğe dikkat çeker ve geçmiş yaşamın hatırlanması için güçlü bir araç olabilir veya kişinin atalarından geçen genetik derslerin ve deneyimlerin hatırlanmasını teşvik etmek için kullanılabilir. Aile kalıplarını temizlemek ve birinin seçim hakkını korumak için kullanışlıdır.

Kehribar

Kehribar

Amber, negatif veya durgun enerjileri emerek ve onları net, pozitif enerjiye dönüştürerek fiziksel bedenden, zihin ve ruhtan ağrı çekme ve rahatsızlık verme kabiliyetine saygı duyduğu doğal bir temizleyicidir. Bu, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını uyarır. Canlılığı arttırır ve doku yenilenmesine yardımcı olur. Amber, çakraları, özellikle Sakral ve Solar Plexus Çakraları temizlemek ve yeniden etkinleştirmek için idealdir ve içinde bulunduğu çevreyi temizlemek için mükemmel bir araçtır. Sağlık ve iyilik için elverişli, aydınlık, yatıştırıcı bir enerji yayar ve iyileşme, depresyonu iyileştirme veya yaslanma süreci boyunca çalışma için harikadır. Kehribar ayrıca negatif enerjilere karşı koruyucu bir kalkan sağlar ve kişinin yaşamından ya da ilişkilerinden toksisiteyi çıkarmak için çağırılabilir. [Melody, 107-108] Hall En, 79] [101 Hall, 26] [Ahsian, 24] [Raphaell, 136-137]

Binlerce yıl önceki Amber’in en eski keşiflerinden, çalkantılı denizler tarafından kıyıları yıkayan bu sarı-altın maddenin, dokunuşlu ve hafif, sıcak ve eşsiz olduğu düşünülüyordu. Küçük bir çaba ile oyulmuş, sürtündüğünde elektriksel olarak şarj olmuş ve kolayca tutuşmuştur. Kapsayıcılıklarının azlığı ve sözde büyülü ve tıbbi güçleri, Baltık bölgesinden baharat, tuz ve metal ticareti yapılan ilk ihracat ürünlerinden biri haline geldi. Tarih öncesi ticaret yolları bu Amber ticareti ile tanımlanmış ve Kuzey ve Baltık Denizi kıyı bölgelerinde, Akdeniz’e kadar iç kısımlarda bulunan koridor, Amber Yolu olarak tanınmıştır. Binlerce yıl boyunca, “kuzeyin altınları” olarak adlandırılan bu önemli hammadde, İtalya, Yunanistan, Karadeniz, Suriye, Mısır ve ötesine Vistül ve Dinyeper nehirleri yoluyla karadan taşındı. [en.wikipedia.org] [www.sumatraamber.com]

Amber güneşle ilişkilendirildi ve damlacık şekli pek çok İskandinav, Yunan ve Litvanyalı mitolojide gözyaşlarına doğal bir bağ oluşturdu. Yalnız veya yas tutan bir taş olarak kabul edildi ve çok mükemmel bir şekilde korunmuş olması nedeniyle, cenaze törenlerinde ölüleri onurlandırmak için kullanıldı ve öbür dünyada ruhu korumak için mezar mezarlarına yerleştirildi. Amber geleneksel olarak çocuklar için koruyucu bir taş olarak biliniyordu ve tarih boyunca boncuklar halinde dizildi ve zarar görmemesi ve diş ağrısını azaltması için boynuna dolandı. Tıbbi olarak toz haline getirildi ve su, yağ veya bal ile karıştırıldı ve bir iksir olarak kullanıldı veya sağırlık ve zayıf görme, ateş ve mide rahatsızlığı, astım, gut, romatizma, yaralar ve enfeksiyonlar, epilepsi ve plak tedavisi için bir merhem haline getirildi . Yandığında, Amber’in dumanının kötü ruhları ve büyüleri savuşturduğu düşünülüyordu ve denizciler denizdeki yılanları ve derinliklerin tehlikelerini uzaklaştırmak için gemilerde yaktılar. Tütsü olarak stresi hafifletti ve mikropları filtrelediğine ve doğum sırasında yaygın olarak kullanılan bir alanı dezenfekte ettiğine inanılıyordu.

Eski çağlarda, Amber, ilk başta üretildiği düşünülen Pinites succinifer ağaçlarından çıkan, özellikle Latin süksinumu ya da soyu tükenmiş Pinites sukcinifer ağaçlarından “ ad ” olarak bilinirdi . Yaşlı Pliny, çamunun orijini, ateşlendiğinde ve ateşlendiğinde, meşalesi-çam ağacının kokusu ve görünümüyle yandığı zaman, çam gibi bir koku yaydığı gerçeğiyle kanıtlanmış sayılır. Kehribar’ın Yunanca terimi güneşe atıfta bulunan bir kelime olan elektron’du ve kehribar sürtünmeye maruz kaldıklarında kendisine küçük maddeler çizebilmeleri için Kehribar’a verildi. “Elektron” ve “elektrik” sözlerimizin kökenidir. “Kehribar” modern adının, kıyı şeridi üzerine de yıkanan sperm balinasından deşarj edilen benzer renkli bir malzeme olan ambergris için Arapça sözcüğü olan anbar’dan geldiği ve parfüm yapımında kullanılır. [Fernie, 322-323 [en.wikipedia.org]
Amber, birkaç ağaç reçinesinden (çoğunlukla soyu tükenmiş bir Pine cinsinden veya bazı bölgelerde Hymenaea soyu tükenmiş bölgelerde), bitki materyallerinden, bir uçucu yağ ve süksinik asitten oluşan bir hidrokarbon karışımıdır. Kehribar bitkinin vasküler sisteminde dolaşan sıvı olan ağaç özsuyundan değil , bitkinin epitel hücrelerine rağmen salgılanan aromatik, yarı katı bir madde olan reçineden oluşur . Böcek ve mantarların yol açtığı hastalık ve yaralanmaları gidermek, kırılan dalları iyileştirmek veya hızlı büyümenin neden olduğu stresi azaltmak için koruma mekanizması olarak üretilir. Eski ormanların reçineleri ağaçlardaki iç çatlakları doldururken, dış kabuğun içine damladı ve sızdırarak, böcekleri, örümcekleri, annelitleri ve diğer küçük organizmaları, odun ve bitki maddelerini, tüyleri ve hatta saçları hapsettiler. Daha sonra uçucu bileşenlerini yitirerek sertleşmeye başladılar ve zamanla ormanlar düştü ve nehirler tarafından tortular tarafından gömüldükleri ve okyanus tabanının bir parçası oldukları kıyı bölgelerine taşındılar ya da başka jeolojik olaylar tarafından başka bir yere yerleştirildiler. [Fernie, 322, 328]

Amber olmak için, fosil reçineleri, çözülmez hale gelmeden önce on binlerce yıldan milyonlarca yıla kadar süren bir işlem olan daha büyük moleküller oluşturmak üzere moleküllerin birbirleriyle bağlandıkları ikinci bir sertleşme süresine maruz kalmak zorunda kaldılar. Çoğu Amber 30 ila 90 milyon yaşında olmasına rağmen bazıları bir milyondan biraz daha azdır ve bugüne kadar bulunan en eski Amber ise 320 milyon yıldır. Kopal , Mesoamerican bölgesinde öne çıkan Protium kopal ağacından ağaç reçinesine ve genellikle polimerizasyon ve sertleştirme ara aşamasında, birkaç yüz ila birkaç bin yaş arasındaki genç ağaç reçinelerine verilen bir isimdir. Yüzyıllar boyunca tütsü, ince cilalar ve tören amaçlı kullanılmıştır, ancak zaman zaman yanıltıcı bir şekilde “kehribar” veya “genç kehribar” olarak pazarlanmaktadır. Columbia ve Madagaskar’dan elde edilen reçineler, otantik Amber olarak kabul edilemeyecek kadar gençtir. Kopal, alkol veya aseton gibi bir organik çözücü damlası uygulandığında yapışkan olduğunda veya kısa dalga UV ışığı altında çok az renk değişimi gösterdiğinde sıklıkla tanımlanabilir. Alıcılar sahte Amber’i hapsolmuş modern böcekler ile korunmuş olmalı. Amber’de 1000’in üzerinde nesli tükenmiş hayvan türü ve çeşitli bitki maddesi türleri tanımlanmıştır, ancak bütün örnekler genellikle müzelerde olağanüstü benzersizdir ve oldukça pahalıdır.

 

Kehribar Kolye Çamgiller (Pinaceae) familyasından, bir çam türü olan Pinus succinifera ağaçlarının fosilleşmiş reçinesi olan amber, toplumlarda bazı süs eşya yapımında kullanılan açık sarıdan kızıla kadar çeşitli renklerde yarısaydam, kolay kırılabilen ve bir yere gömüldüğü zaman ufak

Doğal Kehribar Taşı Kolye

Doğal Kehribar Taşı Kolye

cisimleri kendine çekme özelliği kazanan bir fosildir. Baltık Denizinden çıkarılan kehlibar, yüzyıllardan beri kadınların süs eşyalarından en gözde sayılan taşlardan biri olarak benimsenmiştir. Parlaklık ve renk açısından onu hiçbir saydam taş ile kıyaslamak mümkün değildir. Kehlibara yapışan fosilleşmiş böcekler, yabani bitkilerin fazla oluşu, diğer taşlarda görülmeyen önemli özelliklerdendir.

OTANTİK TAŞ KALİTESİ VE FARKI İLE %100 DOĞAL HAM RUSYA KALİNİNGRAD KEHRİBAR TAŞI KOLYE YETİŞKİNLER İÇİN (UNİSEX) ÜRÜNÜMÜZ TEK PARÇA OLUP SATILDIĞINDA REYONUMUZDAN KALKAR;SEVDİKLERİNİZ İÇİN DOĞAL FANTASTİK BİR HEDİYE;

18 GR 48CM UZUNLUK

Milyonlarca yıl önce, dünyamızın o zamanki doğal yaşam koşulları, tropik ve yarı tropik iklim ortamında, bol reçine salgılayabilen ağaç türlerinin çok gelişkin ve yaygın ormanlar oluşmasını sağladı. Bu ağaçlar birer anne gibi, salgıladıkları reçinelerden oluşan topakların yeterli büyüklüğe ulaşınca (olgunlaşınca) gövdelerinden ayrılıp, doğanın koynunda milyonlarca sene korunup, geçirdikleri değişikliklerden sonra ambere dönüşmesine yol açtılar.

 

 

İnsanların kehribarla tanışmaları, taş devrine (Stone Age) kadar uzanmaktadır. İngiltere deki arkeolojik kazılarda, antik yerleşimlerde M.Ö. (B.C) 11.000 yıllarına ait işlenmiş kehribar bulunmuştur. Almanya, Polonya, Litvanya, Letonya, ve Estonya da Neolitik (Yeni Taş Devri) döneme ait 100 ayrı yerleşimde kehribar ve kehribardan yapılı objelere rastlanmıştır. Kehribar antik çağların bilinen en eski dekoratif maddesidir.
Çok beğenilen ve süs eşyası olarak kullanılan taşın içindeki böcek, yaprak ve çiçek kalıntıları hiçbir zaman bozulmayacak şekilde mumyalaşmıştır. Bunlar eski devirler hakkında aydınlatıcı bilgilerin edinilmesine yardımcı olmaktadır. Kehlibarda deterpenik reçine asidleri, rezenler ve biraz uçucu yağ bulunur. Kehlibardan çeşitli kadın süs eşyaları yanında, tesbih ve ağızlık da yapılmaktadır. Eskiden uyarıcı ve antispazmodik olarak da kullanılırdı. Bugün ilaç olarak kullanılmamaktadır.

Kehribar Taşı Kolye

Kehribar Taşı Kolye

Avrupa’da kehribar yataklarının en çok görüldüğü ülkelerden bazıları, Ukrayna, Romanya, İsveç, İngiltere, Hollanda ve Sicilyadır. Bunlardan en değerli sayılan Prusya’nın doğusundaki “Samland” olarak adlandırılan yarımadadır. Kehribarın öyküsü eski çağlarda da farklı değildi. O zamanlar kehribar yine çok sevilen bir takı ve ticari nitelik taşıyan bir taştı. Yüzyıllar boyunca kehribar Avrupa ülkelerinin kültürel yaşamlarında önemli bir rol oynayarak kağıt inceliğine getirilmesiyle oyma ve boya işi minyatürlerinde kullanılmıştı. Kehribara genellikle deniz kıyılarında rastlanılmakta ve bu taş balık ağlarına takılmaktadır. Aynı zamanda kehribar parçaları, Samland’ın yaklaşık 60 metre yükseklikteki sarp

 

kayalıklarının tabakaları arasında da görülmketedir. Günümüzde şiddetli fırtınalardan hemen sonra dalgaların yosunlar arasında kıyıya fırlattıkları pırıl pırıl parıldayan altın sarısı kehribar parçacıklarına rastlamak da Ticari değerinin yüksek oluşu göz önünde bulundurularak, kehribar maden işletmeciliğinde kullanılmak üzere stok edilmektedir. Büyük ekskavatörler kehribar yataklarının bulunduğu yerlerdeki toprak ve taşları temizlemeye yaramaktadır. Bu birikintilerin altındaki mavi renkteki toprak kaldırılarak elekten geçirilir.
Aristo ve Plinius’nun yaşadıkları devirlerden beri kehribar ağaç sakızından başka bir şey olamayacağı bilinmekteydi. Baltık denizinde oldukça çok sayıda kehribarın var oluşu, bu bölgede önceleri görkemli ormanların bulunduğu kanısını uyandırmıştı. Bu kanı günümüzde tamamen yanıltıcı olmuştur. Çünkü bugün kehribarın bulunduğu yerle, ilk oluştuğu yerin aynı olmadığı saptamıştır.

 

Taşın içerisinde yaşayan ufak böcekler, kehribar ormanındaki hayat koşulları ve daha birçok konularda ayrıntılı bilgi verebilmektedir. Ancak bu böceklerden bazılarına daha çok rastlanılması kehribar ormanının çevresiyle olan gerçek ilişkisini yansıtmayacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Belirli böcek türlerinin yaşamlarını sürdürdükleri ortam ve davranımları kehribar içerisinde çok sık rastlanılmalarıyla yakından ilgilidir.
Amber, aşırı saydam ve bünyesinde bulunan böcekler ve diğer kırıntılar nedeniyle oldukça hareketlidir, çılgın denilebilecek bir görünüme sahiptir. Oldukça yumuşak ve hafiftir. Bünyesinde böcekler ve böcek görünümlü ipliksi maddeler ve hava kabarcıkları bulunur. Sürtme sonucu elektriklenir ve hafif parçacıkları toplar. İkincisi ise donuk sarı renktedir. Eskitilmiş kehribar olarak da bilinir.

Kehribar Taşı Özellikleri

Kehribar Taşı Özellikleri

Bedenle teması halinde vücuda sıcaklık yayar.
Kendini çekici ve özel kılan nitelikleri nedeniyle binlerce yıldan bu yana insanlar, kehribarı mistik bir madde saymanın ötesinde çeşitli hastalıkları iyileştirici gücü olduğuna da inanmaktadırlar. Boğaz ağrılarına ve hastalıklarına karşı boyuna takılacak bir kehribar kolyenin iyi geldiğini, su veya şarapta 2 hafta kadar bekletilen kehribarın suyunu içmenin miğde ağrısına, astıma iyi geldiğini ve kanamayı durdurduğuna inanıyorlardı.
Koruyucu özelliği nedeniyle eski Mısır da mumyalama işlemlerinde kullanılmıştır. Ayrıca sihirli güçler taşıdığına inanılarak, şeytani güçlere ve büyülere karşı kalp şekilli kehribar kolyeler takarlardı. Prehistorik toplumlar yalnızca deniz kıyılarından toplanabilen kehribarın kaynağı için çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır. Tanrıların gözyaşları, güneşin gözyaşları, ağaçların gözyaşları ve Tanrıların idrarının kehribara dönüştüğünü kabul ediyorlardı.
Günümüzde de, avuca alınarak ovuşturulan bir kehribar parçasının vücudun gerilimini

Amberin Tanımı

Amber, Baltık Denizi’nden toplanan, Litvanya’da işlenen ve Avrupa’nın yanı sıra dünyanın pek çok ülkesine ihraç edilen yarı dağerli-organik taştır.16 Amber çoğunlukla kozalaklı ağaçların reçinesinden oluşmasının yanısıra, tropik çiçekli ağaçların reçinesinden de oluşabilir.

Reçine, ağaçların bir korunma mekanizmasıdır. Ağacın gövdesi veya dalı herhangi bir şekilde zarar görürse (atmosferik koşullar, yaşlılık veya iri hayvanlar nedeniyle v.b. dış etkenler), yani kırılıp, yarılırsa kabuksuz dokuların dış etkenlere dayanıksız olduğu bir bölge açığa çıkar. Bu durumda reçine salgılanarak, taze yüzeyin kapatılarak iyileştirilmesine çalışıldığı gibi, kendisine zarar verebilecek böcek ve mantar aibi canlılarında reçinenin kendisine has kokusu, tadı ve yapışkanlığı ile ağaçtan uzak tutulmasına çalışılır. Bazı hastalıklarını iyileştirmek için salgılama yapmasının yanında yüksek ağaçlarda hızlı büyümenin oluşturduğu tansiyon nedeniyle oluşan boyuna çatlaklardan da bolca reçine salgılanır. O dönemlerde tropik ve yarı tropik iklim koşullarında yaşayan yüksek ağaçların, iklimin gittikçe yüksek sıcaklıklara ulaşması nedeniyle de bol miktarda reçine ürettikleri düşünülmektedir.17Avrupa’da kehlibar yatakları en çok Ukrayna, Romanya, İsveç, İngiltere, Hollanda, Sicilya’da görülmektedir. Kehlibar ortalama 25 ila 40 m arasında değişen bir derinlikte ve eski devirlerde meydana gelen denizaltı çökeltilerinin iki tabakası arasında damarlar şeklinde bulunmaktadır. Buna mavi toprak denilmektedir. Bu, kehlibarın ikinci vatanıdır. Birinci vatanı ise bugünkü

Kehribar Taşı Faydaları

Kehribar Taşı Faydaları

İskandinavya ve Baltık Denizinin büyük bir kısmını içine alan sahadır. Buralarda bir zamanlar büyük ormanların bulunduğu tahmin edilmektedir. Kıtalar arasındaki büyük değişikliklerin sonunda bu bölgeler sular altında kalmış ve uzun seneler sonucu toplanan çam sakızı kütleleri deniz suyuyla sürüklenip gitmişti. Bunlar üzerine kum ve çakıl taşlarının kaplanması ile mavi toprak olarak bilinen tabaka hasıl olmuştur. Bu bilgiler yapılan tetkikler sonucunda ilim adamlarının verdikleri kararlardır.

Amber, soyu tükenmiş bir çam cinsinde bulunan ve süksinik asit içeren fosil haline gelmiş reçinedir; taşlaşmış organik bir maddedir. Genellikle küpe gibi ufacık parçalar halinde bulunur. Milyonlarca yıl önce oluşmuş tek parça halinde olanlar mücevherat yapımında kullanılmaktadır.22

devir oluşumu denizaltı çökeltilerinin iki tabakası arasında damarlar oluşturarak,
glokonit ile renklenip “mavi toprak” olarak anılmaktadır. Bu tabakalar arasında orta derinlikteki deniz hayvanlarının artıklarının fosilleri bulunduğundan, yer çekirdeğinin hareketleri sonucu deniz yatağında meydan gelen çökelti ve kabarmaların büyük rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Bu hareketlerin uzun bir zaman süresinde çok defalar tekrarlanmış olması gerekmektedir. Mavi Toprak üzerinde saptana 19 değişik tabaka bu görüşü kanıtlamaktadır. Kehribarın bulunduğu yer onun ikinci derecedeki vatanıdır.23
Bugünkü İskandinavya ve Baltık Denizinin büyük bir kısmını kapsayan alanda
bir zamanlar kehribar böceklerinin yaşadığı görkemli ormanların varolduğu
sanılmaktadır. Bu ormanların 15 milyon yıldan fazla bir zaman süresince oluştukları kanıtlanmıştır. Üçüncü devirde kıtaların çöküşü ile bu bölgelerin sular altında kalışı, uzun yıllar boyunca bir araya toplanmış ve orman toprağı altında katılaşmış halde bulunan büyük çam sakızı kütleleri deniz sularıyla sürüklenip gitmişti. Bu kütlelerin bir kısmı akıntıların etkisiyle Doğu Prusya’nın sakin kıyılarına ulaşmıştır. Burada üzeri kum ve çakıl taşlarıyla kaplanmış ve mavi toprak olarak tanımlana tabakayı oluşturmuştur. Buradaki kehribarların bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. Belki de nehirlerin taşmasıyla deniz dalgalarıyla, deniz yatağının sürüklenmesiyle ve kıyılarda meydana gelen kopmalarla söz konusu yer değiştirmeler günümüze dek gelişim göstermektedir.
Pliosen’in (5-2 mil. yıl) sonlarına doğru ortaya çıkan soğuma periyodu zamanla buzul devrine dönüşmüştür. Bu periyodda kehribar, buzulların hareketleri ve çamur sellerin etkisiyle yeni yataklara ve Doğu Denizine doğru sürüklenmiştir. Bugüne kadar toplanmış ve çıkartılmış olan kehribarın büyük bir kısmı bu kaynaklarda ve Baltık Denizindedir.

Çok beğenilen bu takı taşının “iç yaşantısı” atalarımızı da aynı şekilde kendine hayran bırakmıştır. Saydam taşın içindeki böcek, yaprak ve çiçek kalıntıları hiçbir zaman bozulmayacak şekilde mumyalaşmıştır. Kehribarın kökeninin saptanması üzerindeki araştırmalar bu sayede

Kehribar (Amber) Taşı

Kehribar (Amber) Taşı

derinleştirilebilmiştir. Bu, 40 milyon yıl önceki jeolojik devir hakkında tam manasıyla aydınlatıcı bilgiler edinilmesiyle yardımcı olmuştur.24
Kehribar yataklarının çevresi o zamanlar büyük miktarda kehribar böcekleri (Pinites Succinifera) ile kaplı idi. Bu böcekler günümüzde Doğu Asya ve Kuzey Amerika’da rastlanılan böcek türlerine fazlasıyla benzetilmektedir. Kehribar içinde rastlanılan çiçek, yaprak, meyve ve gövde parçacıklarından edindiğimiz bilgilere göre geniş yapraklı ağaçlar üstünlük kazanmaktadır. Bunlar arasında öncelikle meşe, kayın, kestane, karaağaç, söğüt ve Akçaağaç kalıntıları saptanmıştır. Kehribar üzerindeki izler yine bu ormanda hurma ağacı ile yaprakları yelpazeyi andıran ağaç türlerinin bulunduğu hakkında ipucu vermeye yeterli olmuştur. Ayrıca taşlar üzerinde tarçın ağacının yaprak ve çiçekleri, manolya ve mazının izlerine de rastlanılmıştır. Bu yöreye özgü ilginç ağaçlar arasında tropikal veya astropikal ağaç türlerinin yanı sıra, günümüzde Kaliforniya’da benzer tiplerine rastladığımız dört bin yıllık görkemli çam ağaçları da yükselmektedir.
Her ne kadar kehribarda rastlanılan bitki artıklarının sayısı oldukça yüksek ise de, bu görüntüler bize taşın bitki örtüsü hakkında istenilen bilgiyi yeterince vermektedir. Kehribar içersine girebilen, taşın çevresindeki ağaç artıkları, özellikle ağaçların yaprakları, çamların iğneleri, ağaç gövdesinin kabukları, çalılık tarzındaki ağaç parçacıkları ile toprak altında yetişen bitki artıklarıdır. Ormanda yetişmeyen bitki türlerinin parçacıklarının kehribar içerisine girişlerine hemen hemen hiç rastlanılmamaktadır. Ancak dökülen yaprak ve çiçekler rüzgarın etkisiyle kehribara doğru savrulacak olursa, taşın içerisine girmeyi başarmaktadır.
Kehribar içerisinde en sık görülen böcekler çift kanatlılar, özellikle sivrisineklerle kara sinek türleridir. Bu böcekler yumuşak ve sıvı yüzeye rahatlıkla konabilmekte ve yapışkan maddeye yapışıp kalmaktadırlar. Bu böceklerin 100 den fazlasının bir arada görülebildiği kehribarlara rastlanılmıştır. Ayrıca ağaçlarla çevresindeki çalılarda yaşamlarını sürdüren bokböcekleri, karınca ve diğer böcek türleri kehribarın esir aldığı böceklerdendir. Ender de olsa, küçük kelebeklerle, az sayıda rastlanılan büyük boy kelebekler kehribarın ziyaretçileri arasındadır. Taş içerisindeki yusufçuk böcekleri hakkında pek fazla bilgi edinilememiştir. Ayrıca yalnız bir gün yaşayan su sineklerinin türlerinin bir düzineyi aşmadığı saptanmıştır.

Kehribar Taşı Nerede Bulunur

Kehribar Taşı Nerede Bulunur

Geçmişteki manzaranın şekil ve görüntüleri ile başka delillere bağlı kalarak ayrıntılı bilgiler edinilmemektedir. Örneğin; bazı böcek türleri üzerinde yapılan incelemeler kehribar yatağının sayısız nehir ve derelerle kaplı dağlık bir bölge olduğu kanısını uyandırmıştır. Kehribarda görülen böcek türlerinin hemen hemen yarısının günümüzde kurtçuk(sürfe) devresini akarsularda geçiren böcek türlerinden olduğu saptanmıştır. Taş içerisinde az sayıda rastlanan taş ve sahil sinekleri de sulak bölgelerde barınmaktadırlar. Bu tür böceklerin bir kısmı akarsu yerine durgun suları tercih etmektedirler.
Kehribar içerisindeki orman böceklerinin yanı sıra, tamamen engebesiz bölgede yaşamlarını sürdürmüş ve rastlantı sonucu kehribar ormanına düşmüş böceklere de rastlanılmaktadır. Pek tabi, ormanda az veya çok ışık sızdıran boş alanlara veya ağaçlar arasında tamamen düz arazinin bulunduğu sahaların var olabileceği unutulmamalıdır. Kehribar böceklerinin bir çoğunun çiçek arayan böcek türlerinden oldukları kanıtlanmıştır. Ancak kehribarda çeşitli arı türlerinin bulunuşu, ağaçlar arasında değişik çiçek türleriyle bezenmiş çayırların bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Kehribardaki böceklerin en ilginç türleri, bu böceklerin günümüzdeki akrabalarının tamamen değişik iklim şartlarında yaşamlarını sürdürmekte olanlarıdır. Bunlardan bazıları yaşamlarını en uygun bölgelerde geçirirlerken, diğerleri tropikal ve astropikal iklim bölgelerini tercih etmektedirler. Buna örnek olarak kehribardaki ağaç kemiren karınca türlerini gösterebiliriz.
Bugün için henüz kehribar yatağının belirgin iklim kuşaklarını içerip içerdiği bilinmemektedir. Acaba iklim kuşakları değişik sıcaklıkta çeşitli böcek tür ve gruplarının kendilerini bu ortama adapte etmelerini sağlamış mıdır? Yoksa doğrudan doğruya uzun vadeli iklim değişiklikleri çeşitli böcek tür ve gruplarının birbirlerinden uzaklaşmalarına neden mi olmuştur? Bu soruların cevabı, içerisinde çeşitli böcek türlerinin bulunduğu herhangibir kehribar taşının sistematik olarak incelenmesi sonucu alınabilir. Bu tür kehribar taşlarına oldukça sık rastlanılmaktadır. İçerlerindeki böcekler üzerinde yapılan araştırmalarla, bu böceklerin aynı zamanda aynı yerde yaşamlarını sürdürmüş oldukları saptanmıştır.
Böylece, kehribardaki oldukça değişik ve çok sayıdaki böcek türleri üzerindeki incelemeler, böceklerin arazi ve iklim koşullarına olan bağlılıklarıyla, kehribar yatağının jeolojik ve iklimsel niteliklerini geniş çapta ortaya koyabilmiştir. Ayrıca belirli böcek türlerinin gelişimleri sırasında çevresel kurallara ne dereceye kadar uyum gösterip göstermedikleri saptanmıştır
1.1.2 İnklüzyonlar
Amberin kaynağı olan ağaç reçinesi, çeşitli nedenlerle salgılanır ve yeni salgılanmaların tekrarlamasıyla birikmeye başlar. Bu süreçte reçinenin yapışkan yüzeyine, dönemin ormanlarında yaşayan minik canlılar (genellikle kanatlı böcekler, örümcek, arı, karınca, sinek, mikroorganizmalar, polen, çiçek, yaprak, v.b) bazen rüzgarın savurmasıyla, bazen avlanırken, bazen avcıdan kaçarken kaza ile yapışırlar. Bazen de o sıralar yapışkanlığını nispeten kaybetmiş bir reçine topağı üzerinde bulunurken, gelişen hızlı bir yeni reçine sızıntısıyla sonsuza dek amber mahkumu olurlar. Sonradan, koşulların uygun olması halinde fosilli amber ve kapanımlardan (inclusion) söz edilir.

Doğal Kehribar Taşı

Doğal Kehribar Taşı

İnklüzyonlar yaygın olarak organik kökenli olduğu gibi, sülfür veya pirit (FeS 2) gibi inorganik kökenlide olabilir. Amber içinde, canlının gövdesi veya parçaları, toz toprak, pislik, bitki Amber, dünyanın en eski ve en çok rağbet gören hazinelerinden biridir; zamanla korunan ve insanlığın kıyılarında yıkanan, güzellik, koruma ve yenilenme için bir tılsım olan “denizlerin altınları”. Güneşin damlaları, tanrıların gözyaşları, sertleştirilmiş bal ve güneş ışığında katılaşmış olarak tasvir edilmiştir ve bugün en eski kültürlerde olduğu gibi arzu edilen renginin sıcaklığından dolayı Taş Devri’ne kadar kullanılmış. , süslemedeki değer, büyülü ve tıbbi özellikleri.

Kehribar, ne kristal ne de mineral olmak üzere küçük bir organik taş sınıfına aittir, ancak doğanın biyolojik bir ürünüdür, yoğun ağaçlardaki canlılardan sızan, tarih öncesi ormanlarda milyonlarca yıl boyunca fosilleşmiş koruyucu bir reçine. Enerjik ve iyileştirici özellikleri ve taşıdığı muhteşem Yaşam Gücü için metafizik dünyada çok değerlidir. Amber, güneşin ve toprağın yanı sıra, altın yapısı içinde sonsuza dek askıda kalan canlı böcekleri, organizmaları ve bitki maddelerini güçlü bir şekilde bağlar. Antik bilgeliğe dikkat çeker ve geçmiş yaşamın hatırlanması için güçlü bir araç olabilir veya kişinin atalarından geçen genetik derslerin ve deneyimlerin hatırlanmasını teşvik etmek için kullanılabilir. Aile kalıplarını temizlemek ve birinin seçim hakkını korumak için kullanışlıdır.

Kehribar

Kehribar

Amber, negatif veya durgun enerjileri emerek ve onları net, pozitif enerjiye dönüştürerek fiziksel bedenden, zihin ve ruhtan ağrı çekme ve rahatsızlık verme kabiliyetine saygı duyduğu doğal bir temizleyicidir. Bu, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını uyarır. Canlılığı arttırır ve doku yenilenmesine yardımcı olur. Amber, çakraları, özellikle Sakral ve Solar Plexus Çakraları temizlemek ve yeniden etkinleştirmek için idealdir ve içinde bulunduğu çevreyi temizlemek için mükemmel bir araçtır. Sağlık ve iyilik için elverişli, aydınlık, yatıştırıcı bir enerji yayar ve iyileşme, depresyonu iyileştirme veya yaslanma süreci boyunca çalışma için harikadır. Kehribar ayrıca negatif enerjilere karşı koruyucu bir kalkan sağlar ve kişinin yaşamından ya da ilişkilerinden toksisiteyi çıkarmak için çağırılabilir. [Melody, 107-108] Hall En, 79] [101 Hall, 26] [Ahsian, 24] [Raphaell, 136-137]

Binlerce yıl önceki Amber’in en eski keşiflerinden, çalkantılı denizler tarafından kıyıları yıkayan bu sarı-altın maddenin, dokunuşlu ve hafif, sıcak ve eşsiz olduğu düşünülüyordu. Küçük bir çaba ile oyulmuş, sürtündüğünde elektriksel olarak şarj olmuş ve kolayca tutuşmuştur. Kapsayıcılıklarının azlığı ve sözde büyülü ve tıbbi güçleri, Baltık bölgesinden baharat, tuz ve metal ticareti yapılan ilk ihracat ürünlerinden biri haline geldi. Tarih öncesi ticaret yolları bu Amber ticareti ile tanımlanmış ve Kuzey ve Baltık Denizi kıyı bölgelerinde, Akdeniz’e kadar iç kısımlarda bulunan koridor, Amber Yolu olarak tanınmıştır. Binlerce yıl boyunca, “kuzeyin altınları” olarak adlandırılan bu önemli hammadde, İtalya, Yunanistan, Karadeniz, Suriye, Mısır ve ötesine Vistül ve Dinyeper nehirleri yoluyla karadan taşındı. [en.wikipedia.org] [www.sumatraamber.com]

Amber güneşle ilişkilendirildi ve damlacık şekli pek çok İskandinav, Yunan ve Litvanyalı mitolojide gözyaşlarına doğal bir bağ oluşturdu. Yalnız veya yas tutan bir taş olarak kabul edildi ve çok mükemmel bir şekilde korunmuş olması nedeniyle, cenaze törenlerinde ölüleri onurlandırmak için kullanıldı ve öbür dünyada ruhu korumak için mezar mezarlarına yerleştirildi. Amber geleneksel olarak çocuklar için koruyucu bir taş olarak biliniyordu ve tarih boyunca boncuklar halinde dizildi ve zarar görmemesi ve diş ağrısını azaltması için boynuna dolandı. Tıbbi olarak toz haline getirildi ve su, yağ veya bal ile karıştırıldı ve bir iksir olarak kullanıldı veya sağırlık ve zayıf görme, ateş ve mide rahatsızlığı, astım, gut, romatizma, yaralar ve enfeksiyonlar, epilepsi ve plak tedavisi için bir merhem haline getirildi . Yandığında, Amber’in dumanının kötü ruhları ve büyüleri savuşturduğu düşünülüyordu ve denizciler denizdeki yılanları ve derinliklerin tehlikelerini uzaklaştırmak için gemilerde yaktılar. Tütsü olarak stresi hafifletti ve mikropları filtrelediğine ve doğum sırasında yaygın olarak kullanılan bir alanı dezenfekte ettiğine inanılıyordu.

Eski çağlarda, Amber, ilk başta üretildiği düşünülen Pinites succinifer ağaçlarından çıkan, özellikle Latin süksinumu ya da soyu tükenmiş Pinites sukcinifer ağaçlarından “ ad ” olarak bilinirdi . Yaşlı Pliny, çamunun orijini, ateşlendiğinde ve ateşlendiğinde, meşalesi-çam ağacının kokusu ve görünümüyle yandığı zaman, çam gibi bir koku yaydığı gerçeğiyle kanıtlanmış sayılır. Kehribar’ın Yunanca terimi güneşe atıfta bulunan bir kelime olan elektron’du ve kehribar sürtünmeye maruz kaldıklarında kendisine küçük maddeler çizebilmeleri için Kehribar’a verildi. “Elektron” ve “elektrik” sözlerimizin kökenidir. “Kehribar” modern adının, kıyı şeridi üzerine de yıkanan sperm balinasından deşarj edilen benzer renkli bir malzeme olan ambergris için Arapça sözcüğü olan anbar’dan geldiği ve parfüm yapımında kullanılır. [Fernie, 322-323 [en.wikipedia.org]
Amber, birkaç ağaç reçinesinden (çoğunlukla soyu tükenmiş bir Pine cinsinden veya bazı bölgelerde Hymenaea soyu tükenmiş bölgelerde), bitki materyallerinden, bir uçucu yağ ve süksinik asitten oluşan bir hidrokarbon karışımıdır. Kehribar bitkinin vasküler sisteminde dolaşan sıvı olan ağaç özsuyundan değil , bitkinin epitel hücrelerine rağmen salgılanan aromatik, yarı katı bir madde olan reçineden oluşur . Böcek ve mantarların yol açtığı hastalık ve yaralanmaları gidermek, kırılan dalları iyileştirmek veya hızlı büyümenin neden olduğu stresi azaltmak için koruma mekanizması olarak üretilir. Eski ormanların reçineleri ağaçlardaki iç çatlakları doldururken, dış kabuğun içine damladı ve sızdırarak, böcekleri, örümcekleri, annelitleri ve diğer küçük organizmaları, odun ve bitki maddelerini, tüyleri ve hatta saçları hapsettiler. Daha sonra uçucu bileşenlerini yitirerek sertleşmeye başladılar ve zamanla ormanlar düştü ve nehirler tarafından tortular tarafından gömüldükleri ve okyanus tabanının bir parçası oldukları kıyı bölgelerine taşındılar ya da başka jeolojik olaylar tarafından başka bir yere yerleştirildiler. [Fernie, 322, 328]

Amber olmak için, fosil reçineleri, çözülmez hale gelmeden önce on binlerce yıldan milyonlarca yıla kadar süren bir işlem olan daha büyük moleküller oluşturmak üzere moleküllerin birbirleriyle bağlandıkları ikinci bir sertleşme süresine maruz kalmak zorunda kaldılar. Çoğu Amber 30 ila 90 milyon yaşında olmasına rağmen bazıları bir milyondan biraz daha azdır ve bugüne kadar bulunan en eski Amber ise 320 milyon yıldır. Kopal , Mesoamerican bölgesinde öne çıkan Protium kopal ağacından ağaç reçinesine ve genellikle polimerizasyon ve sertleştirme ara aşamasında, birkaç yüz ila birkaç bin yaş arasındaki genç ağaç reçinelerine verilen bir isimdir. Yüzyıllar boyunca tütsü, ince cilalar ve tören amaçlı kullanılmıştır, ancak zaman zaman yanıltıcı bir şekilde “kehribar” veya “genç kehribar” olarak pazarlanmaktadır. Columbia ve Madagaskar’dan elde edilen reçineler, otantik Amber olarak kabul edilemeyecek kadar gençtir. Kopal, alkol veya aseton gibi bir organik çözücü damlası uygulandığında yapışkan olduğunda veya kısa dalga UV ışığı altında çok az renk değişimi gösterdiğinde sıklıkla tanımlanabilir. Alıcılar sahte Amber’i hapsolmuş modern böcekler ile korunmuş olmalı. Amber’de 1000’in üzerinde nesli tükenmiş hayvan türü ve çeşitli bitki maddesi türleri tanımlanmıştır, ancak bütün örnekler genellikle müzelerde olağanüstü benzersizdir ve oldukça pahalıdır.