en güzel doÄŸum günü hediyeleri  “Saçı” kelimesi eskiden damat tarafından koltuk merasiminde gelinin basma serpilen para ve davetlilerin getirdikleri düğün en güzel doÄŸum günü hediyeleri anlamında kullanılan bir kelimedir. (Pakahn 1946: 77) Bu bakmadan en güzel doÄŸum günü hediyeleri ve armaÄŸan kavramları tanımlanırken kullanılan bir kelimedir. Saçı kelimesi kaynaklarda farklı ÅŸekillerde tanımlanmaktadır.
Saçı” kelimesi ArkadaÅŸ Türkçe Sözlük’te ÅŸu ÅŸekilde tanımlanmaktadır:
“saçı: 1) Anadolu’nun kimi yerlerinde gelenek olarak, düğün töreninde gelinin başından saçılan çiçek, ÅŸeker, arpa, pirinç, para vb. karışımından oluÅŸan ÅŸeyler. 2) (Anadolu’nun kimi yerlerinde) geline verilen düğün armaÄŸanı.” (PüsküllüoÄŸu 2003: 821)
Ali Güler “Türklerde Saçı GeleneÄŸi” adlı makalesinde saçı kelimesinin kökenini Åžamanizm’e kadar dayandırmakta ve kelimenin tanımım yaptıktan soma Türk âdetleri arasındaki yerinden bahsetmektedir:
“Saçı geleneÄŸinin kökeni Åžamanizm’e kadar dayanmaktadır, ‘kansız kurbanlardan biri olarak bilinen saçı terimi MoÄŸollarda da ‘saçu’ ÅŸeklinde kullamlmaktaydı. Kelime Divanü Lügati’t-Türk’tç ‘saçuk’, gelin ve güveyin baÅŸlarına atılan ve uÄŸur sayılan paralar olarak geçmekte, ‘saçık, saçılmış nesne’ anlamında da ‘saçug neng’ sözü kullanılmaktadır.” (Güler 2000: 22)
“Saçı geleneÄŸi, Orta Asya’dan beri devam eden en eski Türk âdetlerinden biridir. Tarih içinde, deÄŸiÅŸik coÄŸrafyalarda ve farklı zamanlarda kurulan bütün Türk devletlerinde, hem devlet hayatında, hem de sosyal hayatta, tam bir millî kültür motifi olarak devamlılık gösteren saçı geleneÄŸi, cömertliÄŸin sembolü olarak görülmüştür.” (Güler 2000: 24)
inan, saçı saçma geleneÄŸini; “yabancı soya mensup olan bir kızı, kocasının soyunun ataları ve koruyucu ruhları tarafından kabul görmesi için yapılan bir kurban ayininin kalıntısı” olarak tanımlamaktadır. Avcılık döneminde avın kam, yağı ve eti; çobanlık döneminde süt, kımız ve hayvanların yağı; çiftçilik döneminde dan, buÄŸday, muhtelif buÄŸday, muhtelif meyveler saçı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Saçı saçma geleneÄŸi bereket ve korunma ritierindeudir. (Öğüt Eker 1998: 339)
“Millî bir motif olarak saçı kelime ve kavramı, muhtelif ÅŸair ve yazarlarımız tarafìndan “saçu” (saçılan ÅŸey, düğünlerinde gelinlerin baÅŸlarına saçılan para, inci, ÅŸeker, hububat, vs., düğün en güzel doÄŸum günü hediyelerisi), “saçılmak” (saçı saçmak, öteberi serpmek), “sacdık” (düğün en güzel doÄŸum günü hediyelerisi), “saçu saçmak” (bazı ÅŸenliklerde saçılması âdet olan ÅŸeyleri saçmak) ÅŸekillerinde kullanılmıştır.” (Güler 2000:22-23)
Sedat Veyis Örnek ise saçı kavramını daha çok gelinin başından bereket olsun diye saçılan şeylerin tümü olarak ele almıştır:
“.. .Gelin, güvey evine geldiÄŸi zaman oÄŸlan evinin çaÄŸrılılar, gelinin başından aÅŸağı kuruyemiÅŸ, ÅŸeker, buÄŸday, dan saçarlar. Bu âdetin temelinde bereket simgesi yatmaktadır. Bekâr kızlar ve erkekler için kullanılan ‘dansı başına’ deyimi de buradan gelmektedir. Gerek baÅŸa saçılan, gerekse akrabalar ve komÅŸularca geline verilen çeÅŸitli en güzel doÄŸum günü hediyelerilerle paraların tümü ‘saçı’ adıyla yaygınlık kazanmıştır. (Örnek 2000: 199)
Saçı kelimesinin “düğünde gelinin başından saçılan ÅŸeyler” anlamında kullanılmasına iliÅŸkin aÅŸağıda Enderunlu Vasıftan güzel bir ÅŸiir örneÄŸi yer almaktadır (Pakalın 1946: 77):
“Çektir çiçekli entarine telli bir ÅŸerit Akranlanna paça günü giy de körlük it Kâküllerini baÄŸla saçı düğününe git Alır seni de belki bugünlerde bir yiÄŸit Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol.”
Enderunlu Vasıf
“Anadolu’da ‘saçı’ sözü ile ilgili olarak bir de ‘sepi, kulluk, çeki, ebede’ kelime ve kavramlarını görmekteyiz ki, bu sözler, saçının ‘düğün en güzel doÄŸum günü hediyelerisi’ anlamı ile ilgili olan, tarihî kökleri bulunan sözlerdir.” (Güler 2000: 24)
Potlaç’m son aÅŸaması olarak bilinen “yaÄŸma”nm Divanü Lügat’it-Türk’teki karşılıktan ÅŸunlardır:
kapış: Kapıp alma, yağma etme. (1985:369)
karma: YaÄŸma, “nenÄŸ karmaladı= bir ÅŸeyi yaÄŸma etti” (1985:433)
karmaladı: “Ol karmaladı nenÄŸni= o, nesneyi kaptı, yaÄŸmaladı” (karmalar-karmalamak” (1985: 354) kenç Uyu: Hanların düğünlerinde veya bayramlarda otuz arşın yüksekliÄŸinde ve minare gibi, yaÄŸma edilmek için yapılmış bir sofradır. (1985: 438)
üpledi: “Ol anınÄŸ tawann üplendi= O, onun malını yaÄŸma etti.”, (üpler-üplemek) (1985: 284)
fipleldi: “Er tawarı üpleldi= Adamm malı yaÄŸma edildi.” (üplelür-üplelmek) (1985:295)
Tanğut süsin üşikledi Kişi ışın elikledi Erin atın belikledi Bulun bolıp başı tığdı.
“Tankut askerini üşümüş iken vurdu, o kiÅŸilerin iÅŸiyle alay etti, askerlerini, atlarını armaÄŸan kıldı, tutsak olup baÅŸ eÄŸdi.”
(Çine yakın bir vilâyet olan Tankut ilinin askerlerine zafer bulmasın diye soÄŸukta gece baskını yaptı, sonra onlarla alay etti, bize atlarını ve adamlarını armaÄŸan kıldı; kaygı ve sıkmtı yüzünden başını aÅŸağıya eÄŸdi.” (1985:308)
Splendi: “AnınÄŸ tawan üplendi= onun malı yaÄŸmalandı, talandı”, (üplenür-üplenmek) (1985: 225)
yolturdı: “Ol bulunuÄŸ yolturdı= O, esire kurtuluÅŸ parası verdirdi.” “Ol kul m yolturdı= O, köleyi para vererek azad ettirdi” (yolturur-yolturmak) (1985: 97)
yoluÅŸdı: YaÄŸmalaÅŸtı. “Budhun bir ekindini yoluÅŸdı= kwm birbirini yaÄŸma etti”, (oluÅŸur-yoluÅŸmak) (1985: 75)
Hukuk Sözlüğu’nde ise “yaÄŸma” ve “yaÄŸmacılık” hakkında ÅŸu bilgiler yer almaktadır:
“yaÄŸma: Taşınır bir malın zilyedini veya suç yerinde bulunan bir baÅŸkasını, cebir ve ÅŸiddet kullanarak veya ÅŸahsen veya malen büyük tehlikeye düşüreceÄŸini bildirip tehdit ederek, o malm teslimine yahut o malın kendi tarafından zabtına karşı susmaya zorlaması.” (Yılmaz 1996: 870)
“yaÄŸmacılık: SavaÅŸ ve benzeri olaÄŸanüstü durumlarda, korku ve heyecan içinde kalan sivil halkın bu durumlarından yararlanarak veya böyle bir durumda, askerî kuvvet ve gücü kötüye kullanarak, halkın mallarını haksız olarak almaya ya da vermeye zorlama biçiminde iÅŸlenen suç.” (Yılmaz 1996: 870)
ArkadaÅŸ Türkçe Sözlük’te yaÄŸma; “baskın, çapul, zorla alıp kaçma” gibi ifadelerle tanımlanmakta ve kelimenin kültürel karşılığına da yer verilmektedir:
“yaÄŸma: 1) YaÄŸmak eylemi. 2) [ya’ÄŸma] birçok kiÅŸinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması. 3) Osmanlı döneminde, akıncıların düşman topraklarına mal ele geçirmek vb. amacıyla yaptıkları baskın, çapul. 4) Zor kullanılarak ya da baskın yoluyla elde edilmiÅŸ olan. (PüsküllüoÄŸlu 2003:1045) yaÄŸma etmek (ya da edilmek): 1) Birçok kimse, zor kullanarak bir malı alıp kaçmak (ya da mal bu yolla kaçırılmak) (PüsküllüoÄŸlu 2003: 1045)
yağma gitmek (bir mal): Kapış kapış edilmek, çok alıcı bulmak, çok satılmak. (Püsküllüoğlu 2003: 1045)
yaÄŸma Hasan’m böreÄŸi: Kimsenin sahip çıkmadığı, korumadığı, herkesin sömürdüğü, yararlandığı kaynak. (PüsküllüoÄŸlu 2003:1045)
yağmacı: Yağma eden, yağmalayan (kimse, ordu) (Püsküllüoğlu 2003:1045)
yağmalamak: Bir malı, bir şeyi zor kullanarak alıp kaçmak, yağma etmek. (Püsküllüoğlu 2003: 1045)
ArmaÄŸan/en güzel doÄŸum günü hediyeleri kavramının açıklanmasında “ödül” kelimesi de geçmektedir, ödül kelimesi kaynaklarda deÄŸiÅŸik ÅŸekillerde tanımlanmaktadır:
Öz Türkçe Sözlük’te ödül karşılığı bir baÅŸarı ve bir iÅŸ karşılığı verilen armaÄŸan olarak tanımlanmaktadır:
“ödül: 1. güreÅŸte yenene verilen para, koç vb. ÅŸeyler. 2. yaptığı bir iÅŸten, davranıştan dolayı, birine verilen armaÄŸan. 3. armaÄŸan. (PüsküllüoÄŸlu 1994: 344)
Okyanus Ansiklopedik Sözlük’te ise “ödül” kelimesinin farklı kültürlerdeki karşılığı da verilmekte ve kelimenin üç deÄŸiÅŸik anlamından bahsedilmektedir (TuÄŸlacı 1983:2225):
“ödül: 1. esk. T. Öndil veya öndül>öğdül. ArmaÄŸan. [Osm. Mükâfat; îng. Reward, prize; Fr. Recompense, prix] 2. Hasmım yenen pehlivana verilen para, koç, inek, at gibi ÅŸeyler. 3. Halk edebiyatı yarışmalarında kazanana verilmek üzere ortaya konan armaÄŸan. (Saz ÅŸairleri muamma yansını kazanınca ödül alırlardı. Kahvelerde yapılan saz yarışmalarında ödülleri genellikle çevrenin zenginleri verirlerdi. Bunlar at, öküz, kumaÅŸ, para vb. olurdu.
ödül alan ÅŸair: ed. Esk. Törenle deme dalından bir taç giyen ÅŸair. ödül duyurusu: Mükâfat ilânı.”
Pedagoji Sözlüğü’nde ödül kelimesi; pedagojik açıdan bakılarak tanımlanmaktadır (Foulquie 1994:372):
ödül: “Bir hizmetin, bir iyi davranışın takdirle karşılandığım belirtmek amacıyla verilen ÅŸey” olarak tanımlanmış ve pedagojik anlamına ise “Ödül baÅŸarının deÄŸil, liyakatin karşılığı olmalıdır, çünkü, baÅŸarı ödülünü kendi kendisine bulur. Ödülün mütevazı deÄŸerde olması, yapılan ÅŸeyin ücreti olarak deÄŸil, ödüllendirenin yapılan ÅŸeyden memnuniyetinin bir niÅŸanesi olarak görülmesi yerinde olur.” ÅŸeklinde açıklamada bulunulmuÅŸtur.
Türkçe’nin Sözlüğü’nde “ödül” kelimesi kazanılan bir yarış ya da yapılan bir iyilik karşısında verilen ÅŸey olarak tanımlanmaktadır:

en güzel doÄŸum günü hediyeleri  “Saçı” kelimesi eskiden damat tarafından koltuk merasiminde gelinin basma serpilen para ve davetlilerin getirdikleri düğün en güzel doÄŸum günü hediyeleri anlamında kullanılan bir kelimedir. (Pakahn 1946: 77) Bu bakmadan en güzel doÄŸum günü hediyeleri ve armaÄŸan kavramları tanımlanırken kullanılan bir kelimedir. Saçı kelimesi kaynaklarda farklı ÅŸekillerde tanımlanmaktadır.
Saçı” kelimesi ArkadaÅŸ Türkçe Sözlük’te ÅŸu ÅŸekilde tanımlanmaktadır:
“saçı: 1) Anadolu’nun kimi yerlerinde gelenek olarak, düğün töreninde gelinin başından saçılan çiçek, ÅŸeker, arpa, pirinç, para vb. karışımından oluÅŸan ÅŸeyler. 2) (Anadolu’nun kimi yerlerinde) geline verilen düğün armaÄŸanı.” (PüsküllüoÄŸu 2003: 821)
Ali Güler “Türklerde Saçı GeleneÄŸi” adlı makalesinde saçı kelimesinin kökenini Åžamanizm’e kadar dayandırmakta ve kelimenin tanımım yaptıktan soma Türk âdetleri arasındaki yerinden bahsetmektedir:
“Saçı geleneÄŸinin kökeni Åžamanizm’e kadar dayanmaktadır, ‘kansız kurbanlardan biri olarak bilinen saçı terimi MoÄŸollarda da ‘saçu’ ÅŸeklinde kullamlmaktaydı. Kelime Divanü Lügati’t-Türk’tç ‘saçuk’, gelin ve güveyin baÅŸlarına atılan ve uÄŸur sayılan paralar olarak geçmekte, ‘saçık, saçılmış nesne’ anlamında da ‘saçug neng’ sözü kullanılmaktadır.” (Güler 2000: 22)
“Saçı geleneÄŸi, Orta Asya’dan beri devam eden en eski Türk âdetlerinden biridir. Tarih içinde, deÄŸiÅŸik coÄŸrafyalarda ve farklı zamanlarda kurulan bütün Türk devletlerinde, hem devlet hayatında, hem de sosyal hayatta, tam bir millî kültür motifi olarak devamlılık gösteren saçı geleneÄŸi, cömertliÄŸin sembolü olarak görülmüştür.” (Güler 2000: 24)
inan, saçı saçma geleneÄŸini; “yabancı soya mensup olan bir kızı, kocasının soyunun ataları ve koruyucu ruhları tarafından kabul görmesi için yapılan bir kurban ayininin kalıntısı” olarak tanımlamaktadır. Avcılık döneminde avın kam, yağı ve eti; çobanlık döneminde süt, kımız ve hayvanların yağı; çiftçilik döneminde dan, buÄŸday, muhtelif buÄŸday, muhtelif meyveler saçı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Saçı saçma geleneÄŸi bereket ve korunma ritierindeudir. (Öğüt Eker 1998: 339)
“Millî bir motif olarak saçı kelime ve kavramı, muhtelif ÅŸair ve yazarlarımız tarafìndan “saçu” (saçılan ÅŸey, düğünlerinde gelinlerin baÅŸlarına saçılan para, inci, ÅŸeker, hububat, vs., düğün en güzel doÄŸum günü hediyelerisi), “saçılmak” (saçı saçmak, öteberi serpmek), “sacdık” (düğün en güzel doÄŸum günü hediyelerisi), “saçu saçmak” (bazı ÅŸenliklerde saçılması âdet olan ÅŸeyleri saçmak) ÅŸekillerinde kullanılmıştır.” (Güler 2000:22-23)
Sedat Veyis Örnek ise saçı kavramını daha çok gelinin başından bereket olsun diye saçılan şeylerin tümü olarak ele almıştır:
“.. .Gelin, güvey evine geldiÄŸi zaman oÄŸlan evinin çaÄŸrılılar, gelinin başından aÅŸağı kuruyemiÅŸ, ÅŸeker, buÄŸday, dan saçarlar. Bu âdetin temelinde bereket simgesi yatmaktadır. Bekâr kızlar ve erkekler için kullanılan ‘dansı başına’ deyimi de buradan gelmektedir. Gerek baÅŸa saçılan, gerekse akrabalar ve komÅŸularca geline verilen çeÅŸitli en güzel doÄŸum günü hediyelerilerle paraların tümü ‘saçı’ adıyla yaygınlık kazanmıştır. (Örnek 2000: 199)
Saçı kelimesinin “düğünde gelinin başından saçılan ÅŸeyler” anlamında kullanılmasına iliÅŸkin aÅŸağıda Enderunlu Vasıftan güzel bir ÅŸiir örneÄŸi yer almaktadır (Pakalın 1946: 77):
“Çektir çiçekli entarine telli bir ÅŸerit Akranlanna paça günü giy de körlük it Kâküllerini baÄŸla saçı düğününe git Alır seni de belki bugünlerde bir yiÄŸit Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol.”
Enderunlu Vasıf
“Anadolu’da ‘saçı’ sözü ile ilgili olarak bir de ‘sepi, kulluk, çeki, ebede’ kelime ve kavramlarını görmekteyiz ki, bu sözler, saçının ‘düğün en güzel doÄŸum günü hediyelerisi’ anlamı ile ilgili olan, tarihî kökleri bulunan sözlerdir.” (Güler 2000: 24)
Potlaç’m son aÅŸaması olarak bilinen “yaÄŸma”nm Divanü Lügat’it-Türk’teki karşılıktan ÅŸunlardır:
kapış: Kapıp alma, yağma etme. (1985:369)
karma: YaÄŸma, “nenÄŸ karmaladı= bir ÅŸeyi yaÄŸma etti” (1985:433)
karmaladı: “Ol karmaladı nenÄŸni= o, nesneyi kaptı, yaÄŸmaladı” (karmalar-karmalamak” (1985: 354) kenç Uyu: Hanların düğünlerinde veya bayramlarda otuz arşın yüksekliÄŸinde ve minare gibi, yaÄŸma edilmek için yapılmış bir sofradır. (1985: 438)
üpledi: “Ol anınÄŸ tawann üplendi= O, onun malını yaÄŸma etti.”, (üpler-üplemek) (1985: 284)
fipleldi: “Er tawarı üpleldi= Adamm malı yaÄŸma edildi.” (üplelür-üplelmek) (1985:295)
Tanğut süsin üşikledi Kişi ışın elikledi Erin atın belikledi Bulun bolıp başı tığdı.
“Tankut askerini üşümüş iken vurdu, o kiÅŸilerin iÅŸiyle alay etti, askerlerini, atlarını armaÄŸan kıldı, tutsak olup baÅŸ eÄŸdi.”
(Çine yakın bir vilâyet olan Tankut ilinin askerlerine zafer bulmasın diye soÄŸukta gece baskını yaptı, sonra onlarla alay etti, bize atlarını ve adamlarını armaÄŸan kıldı; kaygı ve sıkmtı yüzünden başını aÅŸağıya eÄŸdi.” (1985:308)
Splendi: “AnınÄŸ tawan üplendi= onun malı yaÄŸmalandı, talandı”, (üplenür-üplenmek) (1985: 225)
yolturdı: “Ol bulunuÄŸ yolturdı= O, esire kurtuluÅŸ parası verdirdi.” “Ol kul m yolturdı= O, köleyi para vererek azad ettirdi” (yolturur-yolturmak) (1985: 97)
yoluÅŸdı: YaÄŸmalaÅŸtı. “Budhun bir ekindini yoluÅŸdı= kwm birbirini yaÄŸma etti”, (oluÅŸur-yoluÅŸmak) (1985: 75)
Hukuk Sözlüğu’nde ise “yaÄŸma” ve “yaÄŸmacılık” hakkında ÅŸu bilgiler yer almaktadır:
“yaÄŸma: Taşınır bir malın zilyedini veya suç yerinde bulunan bir baÅŸkasını, cebir ve ÅŸiddet kullanarak veya ÅŸahsen veya malen büyük tehlikeye düşüreceÄŸini bildirip tehdit ederek, o malm teslimine yahut o malın kendi tarafından zabtına karşı susmaya zorlaması.” (Yılmaz 1996: 870)
“yaÄŸmacılık: SavaÅŸ ve benzeri olaÄŸanüstü durumlarda, korku ve heyecan içinde kalan sivil halkın bu durumlarından yararlanarak veya böyle bir durumda, askerî kuvvet ve gücü kötüye kullanarak, halkın mallarını haksız olarak almaya ya da vermeye zorlama biçiminde iÅŸlenen suç.” (Yılmaz 1996: 870)
ArkadaÅŸ Türkçe Sözlük’te yaÄŸma; “baskın, çapul, zorla alıp kaçma” gibi ifadelerle tanımlanmakta ve kelimenin kültürel karşılığına da yer verilmektedir:
“yaÄŸma: 1) YaÄŸmak eylemi. 2) [ya’ÄŸma] birçok kiÅŸinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması. 3) Osmanlı döneminde, akıncıların düşman topraklarına mal ele geçirmek vb. amacıyla yaptıkları baskın, çapul. 4) Zor kullanılarak ya da baskın yoluyla elde edilmiÅŸ olan. (PüsküllüoÄŸlu 2003:1045) yaÄŸma etmek (ya da edilmek): 1) Birçok kimse, zor kullanarak bir malı alıp kaçmak (ya da mal bu yolla kaçırılmak) (PüsküllüoÄŸlu 2003: 1045)
yağma gitmek (bir mal): Kapış kapış edilmek, çok alıcı bulmak, çok satılmak. (Püsküllüoğlu 2003: 1045)
yaÄŸma Hasan’m böreÄŸi: Kimsenin sahip çıkmadığı, korumadığı, herkesin sömürdüğü, yararlandığı kaynak. (PüsküllüoÄŸlu 2003:1045)
yağmacı: Yağma eden, yağmalayan (kimse, ordu) (Püsküllüoğlu 2003:1045)
yağmalamak: Bir malı, bir şeyi zor kullanarak alıp kaçmak, yağma etmek. (Püsküllüoğlu 2003: 1045)
ArmaÄŸan/en güzel doÄŸum günü hediyeleri kavramının açıklanmasında “ödül” kelimesi de geçmektedir, ödül kelimesi kaynaklarda deÄŸiÅŸik ÅŸekillerde tanımlanmaktadır:
Öz Türkçe Sözlük’te ödül karşılığı bir baÅŸarı ve bir iÅŸ karşılığı verilen armaÄŸan olarak tanımlanmaktadır:
“ödül: 1. güreÅŸte yenene verilen para, koç vb. ÅŸeyler. 2. yaptığı bir iÅŸten, davranıştan dolayı, birine verilen armaÄŸan. 3. armaÄŸan. (PüsküllüoÄŸlu 1994: 344)
Okyanus Ansiklopedik Sözlük’te ise “ödül” kelimesinin farklı kültürlerdeki karşılığı da verilmekte ve kelimenin üç deÄŸiÅŸik anlamından bahsedilmektedir (TuÄŸlacı 1983:2225):
“ödül: 1. esk. T. Öndil veya öndül>öğdül. ArmaÄŸan. [Osm. Mükâfat; îng. Reward, prize; Fr. Recompense, prix] 2. Hasmım yenen pehlivana verilen para, koç, inek, at gibi ÅŸeyler. 3. Halk edebiyatı yarışmalarında kazanana verilmek üzere ortaya konan armaÄŸan. (Saz ÅŸairleri muamma yansını kazanınca ödül alırlardı. Kahvelerde yapılan saz yarışmalarında ödülleri genellikle çevrenin zenginleri verirlerdi. Bunlar at, öküz, kumaÅŸ, para vb. olurdu.
ödül alan ÅŸair: ed. Esk. Törenle deme dalından bir taç giyen ÅŸair. ödül duyurusu: Mükâfat ilânı.”
Pedagoji Sözlüğü’nde ödül kelimesi; pedagojik açıdan bakılarak tanımlanmaktadır (Foulquie 1994:372):
ödül: “Bir hizmetin, bir iyi davranışın takdirle karşılandığım belirtmek amacıyla verilen ÅŸey” olarak tanımlanmış ve pedagojik anlamına ise “Ödül baÅŸarının deÄŸil, liyakatin karşılığı olmalıdır, çünkü, baÅŸarı ödülünü kendi kendisine bulur. Ödülün mütevazı deÄŸerde olması, yapılan ÅŸeyin ücreti olarak deÄŸil, ödüllendirenin yapılan ÅŸeyden memnuniyetinin bir niÅŸanesi olarak görülmesi yerinde olur.” ÅŸeklinde açıklamada bulunulmuÅŸtur.
Türkçe’nin Sözlüğü’nde “ödül” kelimesi kazanılan bir yarış ya da yapılan bir iyilik karşısında verilen ÅŸey olarak tanımlanmaktadır: