OTANT�K TA�

En Güzel Doğum Günü Hediyeleri

V MAKALELER
DOĞUM GÜNÜ HEDİYELERİ
Fiyatı      :      TL
Ürünün Özellikleri
  • en güzel doğum günü hediyeleri

en güzel doğum günü hediyeleri  “Saçı” kelimesi eskiden damat tarafından koltuk merasiminde gelinin basma serpilen para ve davetlilerin getirdikleri düğün en güzel doğum günü hediyeleri anlamında kullanılan bir kelimedir. (Pakahn 1946: 77) Bu bakmadan en güzel doğum günü hediyeleri ve armağan kavramları tanımlanırken kullanılan bir kelimedir. Saçı kelimesi kaynaklarda farklı şekillerde tanımlanmaktadır.

Saçı” kelimesi Arkadaş Türkçe Sözlük’te şu şekilde tanımlanmaktadır:
“saçı: 1) Anadolu’nun kimi yerlerinde gelenek olarak, düğün töreninde gelinin başından saçılan çiçek, şeker, arpa, pirinç, para vb. karışımından oluşan şeyler. 2) (Anadolu’nun kimi yerlerinde) geline verilen düğün armağanı.” (Püsküllüoğu 2003: 821)

Ali Güler “Türklerde Saçı Geleneği” adlı makalesinde saçı kelimesinin kökenini Şamanizm’e kadar dayandırmakta ve kelimenin tanımım yaptıktan soma Türk âdetleri arasındaki yerinden bahsetmektedir:

“Saçı geleneğinin kökeni Şamanizm’e kadar dayanmaktadır, ‘kansız kurbanlardan biri olarak bilinen saçı terimi Moğollarda da ‘saçu’ şeklinde kullamlmaktaydı. Kelime Divanü Lügati’t-Türk’tç ‘saçuk’, gelin ve güveyin başlarına atılan ve uğur sayılan paralar olarak geçmekte, ‘saçık, saçılmış nesne’ anlamında da ‘saçug neng’ sözü kullanılmaktadır.” (Güler 2000: 22)
“Saçı geleneği, Orta Asya’dan beri devam eden en eski Türk âdetlerinden biridir. Tarih içinde, değişik coğrafyalarda ve farklı zamanlarda kurulan bütün Türk devletlerinde, hem devlet hayatında, hem de sosyal hayatta, tam bir millî kültür motifi olarak devamlılık gösteren saçı geleneği, cömertliğin sembolü olarak görülmüştür.” (Güler 2000: 24)

inan, saçı saçma geleneğini; “yabancı soya mensup olan bir kızı, kocasının soyunun ataları ve koruyucu ruhları tarafından kabul görmesi için yapılan bir kurban ayininin kalıntısı” olarak tanımlamaktadır. Avcılık döneminde avın kam, yağı ve eti; çobanlık döneminde süt, kımız ve hayvanların yağı; çiftçilik döneminde dan, buğday, muhtelif buğday, muhtelif meyveler saçı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Saçı saçma geleneği bereket ve korunma ritierindeudir. (Öğüt Eker 1998: 339)

“Millî bir motif olarak saçı kelime ve kavramı, muhtelif şair ve yazarlarımız tarafìndan “saçu” (saçılan şey, düğünlerinde gelinlerin başlarına saçılan para, inci, şeker, hububat, vs., düğün en güzel doğum günü hediyelerisi), “saçılmak” (saçı saçmak, öteberi serpmek), “sacdık” (düğün en güzel doğum günü hediyelerisi), “saçu saçmak” (bazı şenliklerde saçılması âdet olan şeyleri saçmak) şekillerinde kullanılmıştır.” (Güler 2000:22-23)

Sedat Veyis Örnek ise saçı kavramını daha çok gelinin başından bereket olsun diye saçılan şeylerin tümü olarak ele almıştır:
“.. .Gelin, güvey evine geldiği zaman oğlan evinin çağrılılar, gelinin başından aşağı kuruyemiş, şeker, buğday, dan saçarlar. Bu âdetin temelinde bereket simgesi yatmaktadır. Bekâr kızlar ve erkekler için kullanılan ‘dansı başına’ deyimi de buradan gelmektedir. Gerek başa saçılan, gerekse akrabalar ve komşularca geline verilen çeşitli en güzel doğum günü hediyelerilerle paraların tümü ‘saçı’ adıyla yaygınlık kazanmıştır. (Örnek 2000: 199)
Saçı kelimesinin “düğünde gelinin başından saçılan şeyler” anlamında kullanılmasına ilişkin aşağıda Enderunlu Vasıftan güzel bir şiir örneği yer almaktadır (Pakalın 1946: 77):

“Çektir çiçekli entarine telli bir şerit Akranlanna paça günü giy de körlük it Kâküllerini bağla saçı düğününe git Alır seni de belki bugünlerde bir yiğit Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol.”
Enderunlu Vasıf
“Anadolu’da ‘saçı’ sözü ile ilgili olarak bir de ‘sepi, kulluk, çeki, ebede’ kelime ve kavramlarını görmekteyiz ki, bu sözler, saçının ‘düğün en güzel doğum günü hediyelerisi’ anlamı ile ilgili olan, tarihî kökleri bulunan sözlerdir.” (Güler 2000: 24)

Potlaç’m son aşaması olarak bilinen “yağma”nm Divanü Lügat’it-Türk’teki karşılıktan şunlardır:
kapış: Kapıp alma, yağma etme. (1985:369)
karma: Yağma, “nenğ karmaladı= bir şeyi yağma etti” (1985:433)
karmaladı: “Ol karmaladı nenğni= o, nesneyi kaptı, yağmaladı” (karmalar-karmalamak” (1985: 354) kenç Uyu: Hanların düğünlerinde veya bayramlarda otuz arşın yüksekliğinde ve minare gibi, yağma edilmek için yapılmış bir sofradır. (1985: 438)

üpledi: “Ol anınğ tawann üplendi= O, onun malını yağma etti.”, (üpler-üplemek) (1985: 284)
fipleldi: “Er tawarı üpleldi= Adamm malı yağma edildi.” (üplelür-üplelmek) (1985:295)
Tanğut süsin üşikledi Kişi ışın elikledi Erin atın belikledi Bulun bolıp başı tığdı.
“Tankut askerini üşümüş iken vurdu, o kişilerin işiyle alay etti, askerlerini, atlarını armağan kıldı, tutsak olup baş eğdi.”

(Çine yakın bir vilâyet olan Tankut ilinin askerlerine zafer bulmasın diye soğukta gece baskını yaptı, sonra onlarla alay etti, bize atlarını ve adamlarını armağan kıldı; kaygı ve sıkmtı yüzünden başını aşağıya eğdi.” (1985:308)
Splendi: “Anınğ tawan üplendi= onun malı yağmalandı, talandı”, (üplenür-üplenmek) (1985: 225)
yolturdı: “Ol bulunuğ yolturdı= O, esire kurtuluş parası verdirdi.” “Ol kul m yolturdı= O, köleyi para vererek azad ettirdi” (yolturur-yolturmak) (1985: 97)
yoluşdı: Yağmalaştı. “Budhun bir ekindini yoluşdı= kwm birbirini yağma etti”, (oluşur-yoluşmak) (1985: 75)

Hukuk Sözlüğu’nde ise “yağma” ve “yağmacılık” hakkında şu bilgiler yer almaktadır:
“yağma: Taşınır bir malın zilyedini veya suç yerinde bulunan bir başkasını, cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük tehlikeye düşüreceğini bildirip tehdit ederek, o malm teslimine yahut o malın kendi tarafından zabtına karşı susmaya zorlaması.” (Yılmaz 1996: 870)
“yağmacılık: Savaş ve benzeri olağanüstü durumlarda, korku ve heyecan içinde kalan sivil halkın bu durumlarından yararlanarak veya böyle bir durumda, askerî kuvvet ve gücü kötüye kullanarak, halkın mallarını haksız olarak almaya ya da vermeye zorlama biçiminde işlenen suç.” (Yılmaz 1996: 870)

Arkadaş Türkçe Sözlük’te yağma; “baskın, çapul, zorla alıp kaçma” gibi ifadelerle tanımlanmakta ve kelimenin kültürel karşılığına da yer verilmektedir:

“yağma: 1) Yağmak eylemi. 2) [ya’ğma] birçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması. 3) Osmanlı döneminde, akıncıların düşman topraklarına mal ele geçirmek vb. amacıyla yaptıkları baskın, çapul. 4) Zor kullanılarak ya da baskın yoluyla elde edilmiş olan. (Püsküllüoğlu 2003:1045) yağma etmek (ya da edilmek): 1) Birçok kimse, zor kullanarak bir malı alıp kaçmak (ya da mal bu yolla kaçırılmak) (Püsküllüoğlu 2003: 1045)
yağma gitmek (bir mal): Kapış kapış edilmek, çok alıcı bulmak, çok satılmak. (Püsküllüoğlu 2003: 1045)
yağma Hasan’m böreği: Kimsenin sahip çıkmadığı, korumadığı, herkesin sömürdüğü, yararlandığı kaynak. (Püsküllüoğlu 2003:1045)
yağmacı: Yağma eden, yağmalayan (kimse, ordu) (Püsküllüoğlu 2003:1045)
yağmalamak: Bir malı, bir şeyi zor kullanarak alıp kaçmak, yağma etmek. (Püsküllüoğlu 2003: 1045)

Armağan/en güzel doğum günü hediyeleri kavramının açıklanmasında “ödül” kelimesi de geçmektedir, ödül kelimesi kaynaklarda değişik şekillerde tanımlanmaktadır:

Öz Türkçe Sözlük’te ödül karşılığı bir başarı ve bir iş karşılığı verilen armağan olarak tanımlanmaktadır:

“ödül: 1. güreşte yenene verilen para, koç vb. şeyler. 2. yaptığı bir işten, davranıştan dolayı, birine verilen armağan. 3. armağan. (Püsküllüoğlu 1994: 344)

Okyanus Ansiklopedik Sözlük’te ise “ödül” kelimesinin farklı kültürlerdeki karşılığı da verilmekte ve kelimenin üç değişik anlamından bahsedilmektedir (Tuğlacı 1983:2225):

“ödül: 1. esk. T. Öndil veya öndül>öğdül. Armağan. [Osm. Mükâfat; îng. Reward, prize; Fr. Recompense, prix] 2. Hasmım yenen pehlivana verilen para, koç, inek, at gibi şeyler. 3. Halk edebiyatı yarışmalarında kazanana verilmek üzere ortaya konan armağan. (Saz şairleri muamma yansını kazanınca ödül alırlardı. Kahvelerde yapılan saz yarışmalarında ödülleri genellikle çevrenin zenginleri verirlerdi. Bunlar at, öküz, kumaş, para vb. olurdu.
ödül alan şair: ed. Esk. Törenle deme dalından bir taç giyen şair. ödül duyurusu: Mükâfat ilânı.”
Pedagoji Sözlüğü’nde ödül kelimesi; pedagojik açıdan bakılarak tanımlanmaktadır (Foulquie 1994:372):

ödül: “Bir hizmetin, bir iyi davranışın takdirle karşılandığım belirtmek amacıyla verilen şey” olarak tanımlanmış ve pedagojik anlamına ise “Ödül başarının değil, liyakatin karşılığı olmalıdır, çünkü, başarı ödülünü kendi kendisine bulur. Ödülün mütevazı değerde olması, yapılan şeyin ücreti olarak değil, ödüllendirenin yapılan şeyden memnuniyetinin bir nişanesi olarak görülmesi yerinde olur.” şeklinde açıklamada bulunulmuştur.

Türkçe’nin Sözlüğü’nde “ödül” kelimesi kazanılan bir yarış ya da yapılan bir iyilik karşısında verilen şey olarak tanımlanmaktadır:

 

En Güzel Doğum Günü Hediyeleri

V MAKALELER
DOĞUM GÜNÜ HEDİYELERİ
Fiyatı      :      TL
Ürünün Özellikleri
  • en güzel doğum günü hediyeleri
Ürün Açıklaması Video Tanıtım Yorumlar

en güzel doğum günü hediyeleri  “Saçı” kelimesi eskiden damat tarafından koltuk merasiminde gelinin basma serpilen para ve davetlilerin getirdikleri düğün en güzel doğum günü hediyeleri anlamında kullanılan bir kelimedir. (Pakahn 1946: 77) Bu bakmadan en güzel doğum günü hediyeleri ve armağan kavramları tanımlanırken kullanılan bir kelimedir. Saçı kelimesi kaynaklarda farklı şekillerde tanımlanmaktadır.

Saçı” kelimesi Arkadaş Türkçe Sözlük’te şu şekilde tanımlanmaktadır:
“saçı: 1) Anadolu’nun kimi yerlerinde gelenek olarak, düğün töreninde gelinin başından saçılan çiçek, şeker, arpa, pirinç, para vb. karışımından oluşan şeyler. 2) (Anadolu’nun kimi yerlerinde) geline verilen düğün armağanı.” (Püsküllüoğu 2003: 821)

Ali Güler “Türklerde Saçı Geleneği” adlı makalesinde saçı kelimesinin kökenini Şamanizm’e kadar dayandırmakta ve kelimenin tanımım yaptıktan soma Türk âdetleri arasındaki yerinden bahsetmektedir:

“Saçı geleneğinin kökeni Şamanizm’e kadar dayanmaktadır, ‘kansız kurbanlardan biri olarak bilinen saçı terimi Moğollarda da ‘saçu’ şeklinde kullamlmaktaydı. Kelime Divanü Lügati’t-Türk’tç ‘saçuk’, gelin ve güveyin başlarına atılan ve uğur sayılan paralar olarak geçmekte, ‘saçık, saçılmış nesne’ anlamında da ‘saçug neng’ sözü kullanılmaktadır.” (Güler 2000: 22)
“Saçı geleneği, Orta Asya’dan beri devam eden en eski Türk âdetlerinden biridir. Tarih içinde, değişik coğrafyalarda ve farklı zamanlarda kurulan bütün Türk devletlerinde, hem devlet hayatında, hem de sosyal hayatta, tam bir millî kültür motifi olarak devamlılık gösteren saçı geleneği, cömertliğin sembolü olarak görülmüştür.” (Güler 2000: 24)

inan, saçı saçma geleneğini; “yabancı soya mensup olan bir kızı, kocasının soyunun ataları ve koruyucu ruhları tarafından kabul görmesi için yapılan bir kurban ayininin kalıntısı” olarak tanımlamaktadır. Avcılık döneminde avın kam, yağı ve eti; çobanlık döneminde süt, kımız ve hayvanların yağı; çiftçilik döneminde dan, buğday, muhtelif buğday, muhtelif meyveler saçı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Saçı saçma geleneği bereket ve korunma ritierindeudir. (Öğüt Eker 1998: 339)

“Millî bir motif olarak saçı kelime ve kavramı, muhtelif şair ve yazarlarımız tarafìndan “saçu” (saçılan şey, düğünlerinde gelinlerin başlarına saçılan para, inci, şeker, hububat, vs., düğün en güzel doğum günü hediyelerisi), “saçılmak” (saçı saçmak, öteberi serpmek), “sacdık” (düğün en güzel doğum günü hediyelerisi), “saçu saçmak” (bazı şenliklerde saçılması âdet olan şeyleri saçmak) şekillerinde kullanılmıştır.” (Güler 2000:22-23)

Sedat Veyis Örnek ise saçı kavramını daha çok gelinin başından bereket olsun diye saçılan şeylerin tümü olarak ele almıştır:
“.. .Gelin, güvey evine geldiği zaman oğlan evinin çağrılılar, gelinin başından aşağı kuruyemiş, şeker, buğday, dan saçarlar. Bu âdetin temelinde bereket simgesi yatmaktadır. Bekâr kızlar ve erkekler için kullanılan ‘dansı başına’ deyimi de buradan gelmektedir. Gerek başa saçılan, gerekse akrabalar ve komşularca geline verilen çeşitli en güzel doğum günü hediyelerilerle paraların tümü ‘saçı’ adıyla yaygınlık kazanmıştır. (Örnek 2000: 199)
Saçı kelimesinin “düğünde gelinin başından saçılan şeyler” anlamında kullanılmasına ilişkin aşağıda Enderunlu Vasıftan güzel bir şiir örneği yer almaktadır (Pakalın 1946: 77):

“Çektir çiçekli entarine telli bir şerit Akranlanna paça günü giy de körlük it Kâküllerini bağla saçı düğününe git Alır seni de belki bugünlerde bir yiğit Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol.”
Enderunlu Vasıf
“Anadolu’da ‘saçı’ sözü ile ilgili olarak bir de ‘sepi, kulluk, çeki, ebede’ kelime ve kavramlarını görmekteyiz ki, bu sözler, saçının ‘düğün en güzel doğum günü hediyelerisi’ anlamı ile ilgili olan, tarihî kökleri bulunan sözlerdir.” (Güler 2000: 24)

Potlaç’m son aşaması olarak bilinen “yağma”nm Divanü Lügat’it-Türk’teki karşılıktan şunlardır:
kapış: Kapıp alma, yağma etme. (1985:369)
karma: Yağma, “nenğ karmaladı= bir şeyi yağma etti” (1985:433)
karmaladı: “Ol karmaladı nenğni= o, nesneyi kaptı, yağmaladı” (karmalar-karmalamak” (1985: 354) kenç Uyu: Hanların düğünlerinde veya bayramlarda otuz arşın yüksekliğinde ve minare gibi, yağma edilmek için yapılmış bir sofradır. (1985: 438)

üpledi: “Ol anınğ tawann üplendi= O, onun malını yağma etti.”, (üpler-üplemek) (1985: 284)
fipleldi: “Er tawarı üpleldi= Adamm malı yağma edildi.” (üplelür-üplelmek) (1985:295)
Tanğut süsin üşikledi Kişi ışın elikledi Erin atın belikledi Bulun bolıp başı tığdı.
“Tankut askerini üşümüş iken vurdu, o kişilerin işiyle alay etti, askerlerini, atlarını armağan kıldı, tutsak olup baş eğdi.”

(Çine yakın bir vilâyet olan Tankut ilinin askerlerine zafer bulmasın diye soğukta gece baskını yaptı, sonra onlarla alay etti, bize atlarını ve adamlarını armağan kıldı; kaygı ve sıkmtı yüzünden başını aşağıya eğdi.” (1985:308)
Splendi: “Anınğ tawan üplendi= onun malı yağmalandı, talandı”, (üplenür-üplenmek) (1985: 225)
yolturdı: “Ol bulunuğ yolturdı= O, esire kurtuluş parası verdirdi.” “Ol kul m yolturdı= O, köleyi para vererek azad ettirdi” (yolturur-yolturmak) (1985: 97)
yoluşdı: Yağmalaştı. “Budhun bir ekindini yoluşdı= kwm birbirini yağma etti”, (oluşur-yoluşmak) (1985: 75)

Hukuk Sözlüğu’nde ise “yağma” ve “yağmacılık” hakkında şu bilgiler yer almaktadır:
“yağma: Taşınır bir malın zilyedini veya suç yerinde bulunan bir başkasını, cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük tehlikeye düşüreceğini bildirip tehdit ederek, o malm teslimine yahut o malın kendi tarafından zabtına karşı susmaya zorlaması.” (Yılmaz 1996: 870)
“yağmacılık: Savaş ve benzeri olağanüstü durumlarda, korku ve heyecan içinde kalan sivil halkın bu durumlarından yararlanarak veya böyle bir durumda, askerî kuvvet ve gücü kötüye kullanarak, halkın mallarını haksız olarak almaya ya da vermeye zorlama biçiminde işlenen suç.” (Yılmaz 1996: 870)

Arkadaş Türkçe Sözlük’te yağma; “baskın, çapul, zorla alıp kaçma” gibi ifadelerle tanımlanmakta ve kelimenin kültürel karşılığına da yer verilmektedir:

“yağma: 1) Yağmak eylemi. 2) [ya’ğma] birçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması. 3) Osmanlı döneminde, akıncıların düşman topraklarına mal ele geçirmek vb. amacıyla yaptıkları baskın, çapul. 4) Zor kullanılarak ya da baskın yoluyla elde edilmiş olan. (Püsküllüoğlu 2003:1045) yağma etmek (ya da edilmek): 1) Birçok kimse, zor kullanarak bir malı alıp kaçmak (ya da mal bu yolla kaçırılmak) (Püsküllüoğlu 2003: 1045)
yağma gitmek (bir mal): Kapış kapış edilmek, çok alıcı bulmak, çok satılmak. (Püsküllüoğlu 2003: 1045)
yağma Hasan’m böreği: Kimsenin sahip çıkmadığı, korumadığı, herkesin sömürdüğü, yararlandığı kaynak. (Püsküllüoğlu 2003:1045)
yağmacı: Yağma eden, yağmalayan (kimse, ordu) (Püsküllüoğlu 2003:1045)
yağmalamak: Bir malı, bir şeyi zor kullanarak alıp kaçmak, yağma etmek. (Püsküllüoğlu 2003: 1045)

Armağan/en güzel doğum günü hediyeleri kavramının açıklanmasında “ödül” kelimesi de geçmektedir, ödül kelimesi kaynaklarda değişik şekillerde tanımlanmaktadır:

Öz Türkçe Sözlük’te ödül karşılığı bir başarı ve bir iş karşılığı verilen armağan olarak tanımlanmaktadır:

“ödül: 1. güreşte yenene verilen para, koç vb. şeyler. 2. yaptığı bir işten, davranıştan dolayı, birine verilen armağan. 3. armağan. (Püsküllüoğlu 1994: 344)

Okyanus Ansiklopedik Sözlük’te ise “ödül” kelimesinin farklı kültürlerdeki karşılığı da verilmekte ve kelimenin üç değişik anlamından bahsedilmektedir (Tuğlacı 1983:2225):

“ödül: 1. esk. T. Öndil veya öndül>öğdül. Armağan. [Osm. Mükâfat; îng. Reward, prize; Fr. Recompense, prix] 2. Hasmım yenen pehlivana verilen para, koç, inek, at gibi şeyler. 3. Halk edebiyatı yarışmalarında kazanana verilmek üzere ortaya konan armağan. (Saz şairleri muamma yansını kazanınca ödül alırlardı. Kahvelerde yapılan saz yarışmalarında ödülleri genellikle çevrenin zenginleri verirlerdi. Bunlar at, öküz, kumaş, para vb. olurdu.
ödül alan şair: ed. Esk. Törenle deme dalından bir taç giyen şair. ödül duyurusu: Mükâfat ilânı.”
Pedagoji Sözlüğü’nde ödül kelimesi; pedagojik açıdan bakılarak tanımlanmaktadır (Foulquie 1994:372):

ödül: “Bir hizmetin, bir iyi davranışın takdirle karşılandığım belirtmek amacıyla verilen şey” olarak tanımlanmış ve pedagojik anlamına ise “Ödül başarının değil, liyakatin karşılığı olmalıdır, çünkü, başarı ödülünü kendi kendisine bulur. Ödülün mütevazı değerde olması, yapılan şeyin ücreti olarak değil, ödüllendirenin yapılan şeyden memnuniyetinin bir nişanesi olarak görülmesi yerinde olur.” şeklinde açıklamada bulunulmuştur.

Türkçe’nin Sözlüğü’nde “ödül” kelimesi kazanılan bir yarış ya da yapılan bir iyilik karşısında verilen şey olarak tanımlanmaktadır: